2 Haziran 2021 Çarşamba

HÂCE ÂRİF RÎVGERÎ (K.S.)


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  كَفَى بِالشَّيْبِ وَاعِظًا. (فر)

رسول الله  ( ﷺ )  بيوردولر  : ( إنسانا ) إختيارلق ( صاجين صاقالين آغارماسى ) ، وائز اولرق يتر  . "

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “ (İnsana) ihtiyarlık (saçın sakalın ağarması), vâiz olarak yeter.”

(Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs)

Hicrî:   21   Şevval     1442    Fazilet Takvim

 

HÂCE ÂRİF RÎVGERÎ (K.S.)

 

Hâce Ârif Rîvgerî (k.s.) Hazretleri, Silsile-i Sâdât’ın onuncu halkasıdır. İlim, hilim, zühd, takvâ, riyâzet, ibadet ve sünnet-i seniyyeye bağlılık vasıflarına tam sahipti.

Uzun ömür yaşayan Hâce Ârif Rîvgerî (k.s.), Rivger’de vefat etti ve oraya defnolundu (v. 1236). Kabr-i şerîfleri, günümüzde Buhârâ’nın Şefirkan ilçesindedir.

Hâce Ârif Rîvgerî (k.s.), henüz talebe olduğu ve medresede okuduğu sıralarda, bir gün çarşıda Abdülhâlık Gucdüvânî (k.s.) Hazretlerine rastladı; erzak satın almış, taşıyordu. “Eşyalarınızı taşıyabilir miyim?” diye ricâda bulundu. Gucdüvânî (k.s.) Hazretleri, taşımasına müsaade etti ve evine ulaştıklarında Hâce Ârif Rîvgerî (k.s.) Hazretlerine, bir saat sonra yemeğe gelmesini söyledi. Ârif Rîvgerî (k.s.) Hazretleri, Abdülhâlık Gucdüvânî (k.s.) Hazretlerinin yanından ayrıldıktan sonra, artık okuduğu ilimlere karşı meylinin kalmadığını hissetti. İçinde, hemen onun terbiyesine, müridliğine girme arzusu doğdu.

Ârif Rîvgerî (k.s.) Hazretleri, tam vaktinde davete icâbet etti. Gucdüvânî (k.s.) Hazretleri onu, müridliğe kabul etti ve ona, kalple zikrin usûlünü tarif etti. Ârif Rîvgerî (k.s.) Hazretleri, o andan sonra sürekli bu zikirle meşgul olmaya başladı. Hattâ daha önce gittiği medresedeki dersleri bıraktı. Ders hocası onu her gördüğünde dersine çağırıyor, gelmediği için de ona kızıyordu. Lâkin Ârif Rîvgerî (k.s.) kabul etmiyordu.

Bir gece Ârif Rîvgerî (k.s.) Hazretleri rüyasında, kendisini derse çağıran eski hocasının bir günah işlediğini gördü. Ertesi gün onunla karşılaştığında hocası, âdeti üzere ona laf söylemeye başladı. Bunun üzerine Ârif Rîvgerî (k.s.), “Hocam! Siz hem haram işliyorsunuz, hem de beni hayırlı bir yoldan ayırmaya çalışıyorsunuz!” dedi. Gerçekten de söylediği gibi haram işleyen hocası, bu hâl karşısında sıkılıp utandı ve tasavvuf erbâbının büyüklüğünü kabul etti. Bunun üzerine o hoca da Abdülhâlık Gucdüvânî (k.s.) Hazretlerinin huzuruna vardı ve ona bağlanarak ihlaslı müridlerinden oldu.

Hicrî:   21   Şevval     1442    Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

EBÛ LEHEB’İN KARISI ÜMMÜ CEMÎL’İN HELÂKI


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  تَقَرَّبُوا إِلَى اللهِ بِبُغْضِ أَهْلِ الْمَعَاصِي. (فيض)

رسول الله  ( ﷺ )  بيوردولر  : كناحكار كمسلره ( كناحلرى سببيله ) بغض أدرك ، الله تعالى يه ياقلاشماي طلب أدين  . "

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “ Günahkâr kimselere (günahları sebebiyle) buğzederek, Allâhü Teâlâ’ya yaklaşmayı talep edin.”

(Münâvî, Feyzu’l-Kadîr)

Hicrî:   20   Şevval     1442    Fazilet Takvim

 

EBÛ LEHEB’İN KARISI ÜMMÜ CEMÎL’İN HELÂKI

 

Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizin peygamberliğinin başlarında vahyin gelmesi, bir müddet kesilmişti, durmuştu. O sırada Ebû Leheb’in karısı Ümmü Cemîl binti Harb, bunu diline dolayarak alay etmişti. Bundan hemen sonra; “Duhâ hakkı için ve kâinâtın karanlığını bürüyen gece hakkı için, Habîbim! Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı…” meâlindeki âyetlerle başlayan Duhâ Sûresi nâzil oldu.

Bu habîs ruhlu kadın dağlara gider, sırtında dikenli otlar getirir, eziyet vermek kastıyla geceleri, Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem’in geçeceği güzergâha dökerdi. Resûlullah (s.a.v.) ise bu dikenlere, ipeğe basar gibi, basıp geçerdi. Bu kadın, yine bir gece sırtına dikenli otlar yüklenmiş olduğu hâlde bir taşın üzerinde dinlenirken, arkasından bir melek kendisini ittirmiş ve boynundaki ipe asılıp kalmak sûretiyle, yani kendi ipiyle can vermiştir. Kureyş eşrâfından bir kadının, omuzu ile hamallar gibi diken taşımaya katlanması, elbette küfrüne karşılık bir ilâhî cezadır. Bu, dünyevî bir cezadır. Bunun ikincisini ve daha şiddetlisini, âhirette boynuna ateşten bir zincirin sarılması sûretinde görecektir. Bu kadına, Tebbet Sûresi’nin 4. âyet-i kerîmesinde “hammâlete’l-hatab” yani odun hamalı denilmiş ve bu lakap, kendisi için tarih sayfalarında ebediyen aşağılık bir ünvan olmuştur.

Ebû Leheb’in karısı, odun hamalı olarak cehenneme girecek, sırtında Ebû Leheb’i götürecek veya onun ateşinin alevini artırmak için dünyada küfrüne, arzusuna hizmet ettiğinden dolayı cehennemde de azâbına bu şekilde iştirâk ile hizmet edecektir. Çünkü (meâlen): “…Artık o ateşten sakınınız ki, onun çırası, yakacağı birtakım insanlar ile taşlardır. O ateş ise kâfirler için hazırlanmıştır.” (Bakara Sûresi, âyet 24) buyurulduğu üzere cehennemin odunu, çırası kâfirler olduğundan, küfre hizmet, cehenneme odun taşımak manâsında olur. Bu sebeple, Ümmü Cemîl’in sırtındaki cehennem odununun, Ebû Leheb’in kendisi olması en uygun, en beliğ manâ olur.

Hicrî:   20   Şevval     1442    Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"