13 Kasım 2014 Perşembe

AMEL DEFTERİ, HESAP VE MÎZÂN


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: 
"Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz."
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî:17  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi

AMEL DEFTERİ, HESAP VE MÎZÂN


Kıyâmet gününde amel defterlerinin okunmasının hak olduğuna inanmak lâzımdır. Kıyâmet gününde hesâb da haktır. Ayetler ile sâbittir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) -Malların helal ve haramından bahsolunduğu sırada-:
"Bir kimsenin dünyada topladığı mal eğer helalinden ise kıyâmet gününde hesâbını verir. Eğer haramdan ise kıyâmet gününde azâb olunur." buyurmuşlardır.
Kıyâmet gününde Allâhü Teâlâ kullarını -kendisiyle kulu arasındaki hususlar için- vâsıtasız olarak hesaba çeker. Cenâb-ı Hak kullarına
sorar, kulları da cevap verirler. Ayet-i kerîmelerde kulların tamamının hesaba çekileceği, küçük büyük işlenen her amelin kaydolunduğu, kıyâmet gününde kişinin lisanının kendi aleyhine şahitlik edeceği, kulak, göz ve derilerin dahi şehâdet edeceği açıkça beyân buyurul- muştur. Resûlullâh aleyhisselâm buyurdular ki:
"Kıyâmet gününde Hak Teâlâ'nın huzûrunda insan ömründen sual olunur ki nerede tüketti, malından sual olunur ki nereden kazandı ve nereye sarfetti, amel defterinden sual olunur ki bu yazılı şeylerin tamamı senin işlediğin şeyler midir, yoksa fazla yazmışlar mıdır? Kul ayniyle yazıldığını ikrar eder. Hak Teâlâ: "Ben dünyâda senin ayıp­larını örttüğüm gibi bu gün de fazlım ve keremim ile affettim, mağfiret eyledim." buyurur.
Kıyâmet gününde amellerin tartıldığı Mîzânın hak olduğuna inanmak lazımdır. Ayetle sabittir.
Dâvud aleyhisselâm Mîzânı görmeyi Rabb'inden niyâz eyledi. Mîzânın her kefesinin doğu ile batı arası kadar olduğunu Hak Teâlâ'nın kudreti ile gördü. Şöyle niyâz eyledi:
"Yâ Rabbi, bunun bir kefesini doldurmaya kim güç yetirebilir."
Hak Teâlâ buyurdu ki:
"Ben kulumdan razı olduğum zaman bir hurma ile onu doldururum."
Resûlullâh Efendimiz buyurdular (s.a.v.):
"Tesbîh -Sübhânellâh- Mizanın yarısını ve Elhamdülillâh da tamâmını doldurur."
Hicrî:17  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi




ÂLİMİN UYKUSU CÂHİLİN İBÂDETİNDEN HAYIRLIDIR



Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: 
"Ey tüccar topluluğu! Yalandan sakınınız."
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü'l-Ummâl)
Hicrî:16  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi

HÂCE MUHAMMED ZÂHİD BEDAHŞI K.S.


Silsile-i Sâdât'ın on dokuzuncu halkası olan Mevlânâ Muhammed Zâhid Bedahşî (k.s.) Hazretleri, Ya'kûb Çarhî (k.s.) Hazretlerinin torunudur. Özbekistan'ın -o zamanki adı ile- Hisar vilayetinin Vahşıvâr (diğer adı Vahş) köyünde doğmuştur.
Mevlânâ Muhammed Zâhid Hazretleri, verâ, takvâ, zühd ve Resûlullâh Efendimiz'in sünnetine tâbi olmak gibi ulvî tasavvufî makamlarda fazilet sahibi idi. Üstâzı Ubeydullâh Ahrâr (k.s.) Hazretlerine intisâb etmeden önce senelerce ömrünü riyâzet ve mücâhede ile geçirmişti. Gaipten aldığı bir işaretle Ubeydullâh Ahrâr (k.s.) Hazretleri ile görüşmek ve ona intisâb etmek için Vahş'tan çıkıp Semerkand yakınlarına geldi. Ubeydullâh Ahrar Hazretleri, onun haline mânen vâkıf olup atına bindi ve onu karşıladı. Bineklerinden inip bir ağacın altına oturdular. Hâce Ubeydullâh Ahrâr Hazretleri, hemen orada Hâce Muhammed Zâhid Hazretlerini irşad halkasına alarak müritliğe kabul etti. Bu kısa sohbet esnasında onu kemâle erdirerek irşad vazifesi için icâzet ve ruhsat verdiler. Hâce Muhammed Zâhid Hazretleri şeyhinin emriyle, icâzet ve hilâfet vazifeleriyle mümtâz olarak memleketine döndüler. Orada ömrünün sonuna kadar müritlerin, tâliblerin terbiyesi ile meşgul oldular.
Hâce Muhammed Zâhid Hazretleri 936 (M. 1529) senesinde günümüzde Özbekistan sınırları içerisinde kalan Surhenderya vilayetinin Vahşıvar (Küçükvahşıvar) köyünde vefat etmiştir. Kabr-i şerîfleri Vahşıvar'dadır.


"ÂLİMİN UYKUSU CÂHİLİN İBÂDETİNDEN HAYIRLIDIR"

Ubeydullâh Ahrâr Hazretleri buyurdular:
Evliyâdan biri, bir mescidin kapısına geldi. Şeytanı mescidin dışında, şaşkın vaziyette gördü. Mescidin içine baktı. İçeride iki kişi vardı: Bir gafil namaz kılıyor, -kalbi uyanık- bir âlim de onun yanında uyuyordu. Evliyâ:
'Ey melûn! Senin burada ne işin var?' diye sordu. Şeytan: 'Şu namaz kılanın namazını ifsâd etmek, bozmak için geldim. Fakat yanında uyuyan âlimin heybeti bana mâni oldu. Ondan korktum ve dışarı kaçtım.' dedi.
Hicrî:16  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi


8 Kasım 2014 Cumartesi

EN HAYIRLINIZ, ÂİLESİNE EN HAYIRLINIZDIR”



Hadîs-i Şerîf:
"En hayırlınız, ehline (çoluk çocuğuna) hayırlı olandır. Ben ehline en hayırlınızım." 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî:15  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi

“EN HAYIRLINIZ, ÂİLESİNE EN HAYIRLINIZDIR”


Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
"Kadınlar hakkında Allâh'dan korkunuz. Zira onlar sizin yardımcılarınızdır. Onları Allâh'ın kitâbıyla kendinize helâl kıldınız, onları Allâhü Teâlâ'dan emânet olarak almış oldunuz..." "Kim hanımının kötü huylarına sabrederse gece ve gündüz şehit gibi sevap alır."

Amr bin Ümeyye ed-Damrî (r.a.) bir gün çarşıda bir elbise için pazarlık yaparken Hz. Ömer (r.a.) geldi ve
"Bu elindekiyle ne yapıyorsun?" diye sordu.
"Satın alıp sadaka vereceğim" dedi. Hz. Ömer
"Öyleyse sen ticaret için gelmemişsin" dedi ve gitti.
Hz. Amr elbiseyi satın alıp evine döndü ve onu hanımı Rukayye'ye giydirdi. Sonra evinden çıktı ve Hz. Ömer'le karşılaştı. Hz. Ömer:
-   "Elbiseyi ne yaptın?" dedi. Hz. Amr:
-    Satın aldım ve sadaka verdim.
-   Kime?
-   Rukayye'ye.
-   Rukayye senin hanımın değil midir?
-   Evet. Lâkin ben Resûlullâh Efendimizden işittim, şöyle buyurdular: "Sizin hanımlarınıza verdiğiniz her şey hesabınıza -sevabı yazılan- bir sadakadır."
-   Ya Amr! Resûlullâh'a iftira etme!
-    Haydi, Aişe'ye (radıyallâhü anhâ) gidiyoruz. Bu meseleyi sormadan vallâhi seni bırakmam.
İkisi birlikte Hz. Aişe validemizin yanına geldiler. Hz. Ömer (r.a.):
-       "Ey mü'minlerin annesi!" diye seslendi. Hz. Aişe perde arkasından:
-   "Buyur, Yâ Ömer!" dedi. Hz. Ömer:
-    Allâh için söyle! Resûlullâh'dan "Sizin hanımlarınıza verdiğiniz her şey hesabınıza -sevabı yazılan- bir sadakadır." buyurduklarını işittin mi? diye sordu, Hz. Aişe:
-    "Allâh için, işittim" dedi.
Hicrî:15  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi



7 Kasım 2014 Cuma

CENAZEYİ DEFİNDEN SONRA BAZI VAZİFELER



Hadîs-i Şerîf:
"Kişi, arkadaşının dîni (ahlâkı) üzeredir. Her biriniz kiminle arkadaşlık ettiğine baksın."
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ebû Dâvûd)
Hicrî:14  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi

CENAZEYİ DEFİNDEN SONRA BAZI VAZİFELER


Cenaze için gözyaşları dökerek ağlamakta ve kalben üzülerek kederlenmekte bir mahzur yoktur. Yeter ki, yersiz sözler söylenmesin. Cenaze için yüksek sesle ağlamak, yaka yırtmak, yüz tırmalamak, saç yolmak, dizlere vurmak gibi şeyler haramdır, Allâh'ın takdirine isyandır.
Cenaze kabre götürülüp omuzlardan indirilince, bir mahzur olmadığı zaman cemaat oturur.
Bundan önce oturmaları mekruh olduğu gibi, bundan sonra ayakta durmaları da mekruhtur.
Bir Müslüman gömüldükten sonra orada, bir deve boğazlanıp paylaşılacak kadar bir zaman oturularak Kur'an okumak müstahsendir; güzel görülmüştür. Çok kez "Mülk, Vâkıa, İhlâs, Felak ve Nas sûreleri, sonra Fatiha ile Bakara sûresinin başı okunur. Sevabı da, cenazenin ve diğer iman sahiplerinin ruhlarına bağışlanır, cenazenin bağışlanması için Allâh'a dua edilir. Cenaze toprağa gömülür gömülmez din kardeşlerinin hemen oradan dağılmaları uygun değildir. Cenazenin ruhu, onların bulunması ile kabre alışır, suallere hazırlanmış olur ve Allâh'ın mağfiretini gözetlemiş bulunur.
Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bir cenaze gömüldükten sonra hemen geri dönmezdi. Bir müddet mezarı başında durur ve cemaata karşı şöyle buyururdu: "Kardeşiniz için Allâhü Teâlâ'dan mağfiret isteyiniz ve kendisine temkin (sükûnet) ihsan buyrulmasını dileyiniz. O, şimdi sual görecektir." Bir Müslüman kıldığı namazın, tuttuğu orucun, okuduğu Kur'ân'ın, verdiği sadakanın sevabını -ister hayatta olsun ve ister olmasın- bir Müslümana veya bütün Müslümanlara hediye edebilir. Bu caizdir. Bu sevab onlara verilir ve her birinin aynı sevaba kavuşacağı Allâh'ın ihsanından beklenir.
Ölünün velisi, definden sonra birinci günden yedinci güne kadar kolayına gelen şeyi fakirlere sadaka vererek sevabını ölüye bağışlamalıdır. Bu, bir sünnettir. Buna gücü yetmezse, iki rek'at namaz kılarak sevabını ölüye bağışlamalıdır.
Hicrî:14  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi




CENAZEYİ DEFİNDEN ÖNCE BAZI VAZİFELER



Hadîs-i Şerîf:
"Müslüman bir kul, kabirde (Rabbinden, Peygamberinden) sual olunduğu zaman Allâhü Teâlâ'dan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in (s.a.v.) Allâh'ın resûlü olduğuna şehâdet eder... "
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)
Hicrî:13  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi

CENAZEYİ DEFİNDEN ÖNCE BAZI VAZİFELER


Ölen bir Müslümanı yıkamak, kefenlemek ve üzerine namaz kılıp bir kabre defnetmek Müslümanlar için bir farz-ı kifâyedir. İnsanlar bu farzı yapmadıkları zaman, bundan hepsi Allah katında mesul olurlar. Müslüman ölülerini hayır ile anmak, onların güzel hallerini söylemek ve kötülüklerini söylemekten kaçınmak Müslümanlar için bir vazifedir. Bir hadîs-i şerîfte:
"Ölülerinizin güzel hallerini yâd ediniz, kötülüklerini söylemekten çekininiz." buyrulmuştur.
Ölmek üzere olan kimseyi, bir güçlük yoksa kıbleye doğru sağ yanı üzerine çevirmek müstehabdır. Başı biraz yükseltilerek arkası üstüne -ayakları kıbleye doğru- da yatırılabilir. Bu halde, yüzünün kıbleye yönelmiş olması için başı biraz yukarı kaldırılır.
Ölmek üzere olan kimseye yanında daha ruhu boğazına çıkmadan tevhid (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah) ve şahadet kelimeleri (Eşhedu en lâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh) okunur, fakat 'sen de söyle', diye zorlanmaz.
Hasta bu kelimeyi bir defa okuyup başka bir şey söylemezse, telkîne son verilir. Böylece son sözü tevhid kelimesi olur.
Ölmek üzere olanın yanında Yâsin ve Ra'd sûrelerini okumak müstahabdır.
İnsan ölünce gözleri yumdurulur, çenesi bir bez ile çekilip ağzı kapatılarak tepesinden bağlanır.
Ölünün yanında güzel kokulu bir şey bulundurulur. Yıkanmadıkça yanında Kur'ân okunmaz, okunması mekruhtur. Fakat başka bir odada Kur'ân okunabilir.
Ölünün komşularına ve yakınlarına vefat haberi verilir. Bunlar da, ölüye karşı son vazifelerini yapmaya koşar, sevap kazanırlar. Cenazelerin bir an önce yıkanması, teçhiz ve tekfinlerinin yapılması (kefenlenip hazırlanması) ve kabirlerine konulması müstehabdır. Cenazeyi teşyi' (arkasından mezara kadar takip) etmek sünnettir. Bunda büyük sevab vardır. Hatta akrabadan veya komşulardan veya iyi halleri bilinmiş zatlardan olan bir cenazeyi takip etmek, nafile ibadetten daha faziletlidir.
Hicrî:13  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi



DUÂ ASKERİ, GAZÂ ASKERİ



Hadîs-i Şerîf:
"İnsanlara hayırlı şeyleri öğrettiği halde (bildiği ile amel etmeye¬rek) kendisini unutan âlim, insanları aydınlattığı halde kendini yakan bir mum gibidir."
(Hadîs-i Şerîf, Teberânî, el-Mu 'cemu 'l-Kebîr)
Hicrî:12  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi

 DUÂ ASKERİ, GAZÂ ASKERİ


Leşker-i duâ yani duâ ordusu bizzat savaşa gidenlerin galib olması için duâ edenlerdir.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri "Bir savaş iki ordunun ittifakıyla kazanılır. Biri leşker-i gazâ, diğeri leşker-i duâdır." buyurmuşlardır. Yani silah ile harbeden askerin galip olması için duâ askerinin duâ etmesi icabeder.
Ashâb-ı Kirâm radıyallahu anhüm harbe giderlerken Ashâb-ı Suffe'den duâ istemeleri de bunun en güzel numûnelerindendir.
Çünkü Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem:
"Bir mü'minin bir mü'mine gıyâbında duâsından daha çabuk kabul edilen hiçbir duâ yoktur." buyurmuştur.

Vezir Nizamülmülk'ün Sultan Melikşah'a cevabı leşker-i duânın ehemmiyetini gayet güzel açıklar.
Selçuklu veziri Nizâmülmülk'ü çekemeyenlerden bazısı Sultan'a şikâyet edip: "Nizâmülmülk her yıl âlimlere, zikir ehline ve Kur'ân okuyanlara 300 bin altın veriyor. Eğer bu para ile bir ordu donatılsa İstanbul'u bile fethetmek mümkündür." dediler. Melikşah, bunu vezirine sordu. Nizâmülmülk şöyle cevab verdi:
"Ey dünya sultanı, Allah, sana ve bana, kullarından hiç kimseye nasip etmediği ikramlarda bulunmuştur. Buna karşılık sen, Allâh'ın dinini yüceltmeye çalışan, onun Aziz Kitabına hizmet edenlere yılda 300 bin altın sarf etsen çok mudur? Sen her yıl askerlere onca para harcıyorsun. Halbuki bunların en kuvvetlisi ve en nişancısının attığı ok, bir milden ileri gitmez. Bunlar ellerinde bulunan kılıçlarıyla yalnız yakınlarındaki kimseleri öldürebilirler. Ben ise bu para ile öyle bir ordu donatıyorum ki, onların duâları tâ Arş'a kadar gider ve Allâh'a ulaşmasına hiçbir şey engel olamaz." Sultan Melikşah, ağladı ve:
"Sen bu ordunun sayısını elinden geldiği kadar artır; sana istediğin kadar para hazır, dünyanın serveti senindir." dedi.
Hicrî:12  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi



HZ. EBÛ BEKİR'İN (R.A.) FAZÎLETİ



Hadîs-i Şerîf:
"Allâhü Teâlâ Refîk'tir (; rıfk ile tasarruf eder), kaba ve haşinliğe ve bunların dışındakilere vermediğini rıfk ile (yumuşak ve tatlılıkla davranmaya) verir." 
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)
Hicrî:11  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi

HZ. EBÛ BEKİR'İN (R.A.) FAZÎLETİ

Hz. Ömerü'l-Fârûk'a (r.a.) bir hatibin hutbede Hz. Ebû Bekir'in (r.a.) ismini okumadığı haberi gelince ağlayarak şöyle buyurdular: "Vallâhi, Ebû Bekir'in bir gecesi ve günü Ömer'den ve Ömer'in bütün âile efrâdından hayırlıdır."
Resûlü Ekrem (s.a.v.) Hz. Ebû Bekir (r.a.) ile Mekke'den gece vakti ayrılıp Medîne'ye hicret etmek üzere yola çıktığı zaman, Ebû Bekir (r.a.) bâzan Resûlü Ekrem'in (s.a.v.) önüne, bâzan ardına, bâzan sağına ve bâzan da soluna geçerek yürürdü. Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Ebû Bekir'e (r.a.):
"Niçin böyle yapıyorsun?" diye sorunca "Sizi korumak için böyle yapıyorum. Yolda pusu kurduklarını düşünerek öne geçiyorum, tâkip ederler diye ardınızdan yürüyorum." dedi.
Resûl-i Ekrem'in (s.a.v.) o gece yürümekten parmakları soyuldu, ezilip incindi. Hz. Ebû Bekir, Resûlü Ekrem'i (s.a.v.) mağara kapısına kadar sırtında götürdü ve;
"Seni Hak Peygamber olarak gönderen Allâh'a yemin ederim ki, mağaraya önce kendim girmeden seni içeri bırakmam. Bir şey varsa zararı bana dokunsun." dedi ve içeri girdi. Bir tehlike olmadığını gördükten sonra Resûlullâh'ı mağaraya dâvet etti. Hz. Ebû Bekir mağarada yılan ve benzeri zararlı haşere deliklerine ayaklarını koymuştu. Yılan Hz. Ebû Bekir'in ayağını ısırdı. Acısından Ebû Bekir'in (r.a.) akan gözyaşları Resûl-i Ekrem'in yanaklarına döküldü. Resûl-i Ekrem (s.a.v.);
"Korkma, Allah bizimledir." buyurdu. Allâhü Teâlâ Resûlü'ne sekîneti ve Ebû Bekir'e de tumânîneti (kalb huzûru) nasîb etti. İşte gecesi budur.
"Resûlullâh (s.a.v.) vefât edince, kabîlelerin çoğu dinden çıktılar. Bazıları, 'Namaz kılarız, fakat zekât vermeyiz,' dediler. Bizler Ebû Bekr'e (r.a.) bunlara karşı yumuşak davranmasını tavsiye ettiğimizde; "...Vallâhi, Resûl-i Ekrem'e verdikleri bir devenin yularını dahi vermezlerse onlarla harbederim." dedi ve biz de ona uyarak harb ettik. İctihâdında, kararında cidden isâbet etmişti. İşte günü de budur." buyurdu.
Hicrî:11  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi