29 Ağustos 2021 Pazar

SAHÂBE-İ GÜZÎNE MUHABBET

 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ :  أَرْبَعَةٌ لَا يَجْتَمِعُ حُبُّهُمْ فِي قَلْبِ مُنَافِقٍ وَلَا يُحِبُّهُمْ إِلَّا مُؤْمِنٌ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ وَعُثْمَانُ وَعَلِىٌّ. (كر)

رسول الله  أفندمز  ( ﷺ )  بيوردولر  ، "  دورت كشى واردركى ، اونلريك سوكسى منافقيك قلبنده برلشمز واونلارى آنجق مؤمن سَوَرْ . ( بونلر ) أبوبكر ، عمر ، عثمان وعلى در ( رضى الله عنهم )  . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Dört kişi vardır ki, onların sevgisi münâfığın kalbinde birleşmez ve onları ancak mümin sever. (Bunlar) Ebûbekir, Ömer, Osman ve Ali’dir (radıyallâhü anhüm).”

(İbn-i Asâkir, Târîh-i Dımaşk)

Hicrî:   16   Cemâziyelahir     1442    Fazilet Takvim

 

SAHÂBE-İ GÜZÎNE MUHABBET

 

Sahâbe-i güzînin tamamının en faziletlisi, Hz. Ebûbekr-i Sıddîk, Hz. Ömerü’l-Fârûk, onlardan sonra Hz. Osmân-ı Zinnûreyn ve Hz. Aliyyü’l-Mürtezâ’dır. Bu dört muhterem zât, Hulefâ-i Râşidîn veya Çehâr Yâr-ı Güzîn (Peygamberimizin dört seçkin dostu) diye de tabir olunur.

Aşağıda Sahâbe-i Kirâm’dan isimleri sayılacakların tamamına Aşere-i Mübeşşere denilir ki dünyada iken cennet ile müjdelenmiş on zât demektir: Hz. Ebûbekr-i Sıddîk, Hz. Ömerü’l-Fârûk, Hz. Osmân-ı Zinnûreyn, Hz. Aliyyü’l-Mürtezâ, Hz. Talha, Hz. Zübeyr, Hz. Abdurrahman bin Avf, Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh, Hz. Sa’d bin Ebû Vakkâs ve Hz. Saîd bin Zeyd (Rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn).

Sahâbe-i Güzîn’in Kur’ân-ı Kerîm’deki güzel sıfatları pek çoktur. Onlar hep bu dîn-i mübînin terbiyesiyle yetişmiş ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in izinden gitmiş bahtiyar kimselerdir. Onlar hakkında Kur’ân-ı Azîm’de, “Sadıklar, vefâkârlar, tevbe ederler, ibadet ederler, iyiliği emir ve fenalığı nehyederler, Cenâb-ı Hakk’ın emir ve yasaklarına riâyet ederler, sadaka verir ve Allâh’ı çok zikrederler.” gibi sıfatlar zikredilmiştir.

Eğer bir kimse onlar hakkında hayır söylerse, önüne hayır gelir ve onların dostlukları bereketinden hep hayır bulur. Eğer şer söylerse, o zâtların yüce şanlarına zerre miktarı noksanlık gelmez, lâkin onu söyleyen nasipsiz kişi kendisi bedbaht olup o sözü sebebiyle, o din büyüklerinin şefâatinden mahrum olup asla kurtuluş bulamaz.

Abdurrahman bin Avf (r.a.) Hazretlerinin bildirdiği bir hadîs-i şerîfte Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki:

“Ben yakında ölürüm; siz de ölürsünüz ve kıyamet günü amellerinizden sual olunursunuz. Size oğulluk, babalık, analık fayda vermez. Ancak, Allâhü Teâlâ Hazretlerinin huzuruna, günahlardan selim olan bir kalb ile gelen faydalanır.

Bana, kıyamet gününde, şefaat etmem için fazl ü keramet vermişlerdir. Benim şefaatim, benim ashâbıma kötü söz söyleyip, onlara hakaret edenlere haram olur.”

Hicrî:   16   Cemâziyelahir     1442    Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

 

28 Ağustos 2021 Cumartesi

ÂHİRETTE BAHANELER FAYDA VERMEZ

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ :  مَنْ أَصْبَحَ وَالدُّنْيَا أَكْبَرُ هَمِّهِ فَلَيْسَ مِنَ اللهِ فِي شَيْءٍ. (ك)

رسول الله  أفندمز  ( ﷺ )  بيوردولر  ، "  كيم أك بيوك دوشونجسى ، دنيا ( لق بر شى ) اولارق كونه باشلارسه ( اونه ) الله تعالى دان هجبر شى ( ياردم ) يوقدر  . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim, en büyük düşüncesi, dünya(lık bir şey) olarak güne başlarsa (ona) Allâhü Teâlâ’dan hiçbir şey (yardım) yoktur.”

(Hâkim, el-Müstedrek)

Hicrî:   15   Cemâziyelahir     1442    Fazilet Takvim

 

ÂHİRETTE BAHANELER FAYDA VERMEZ

 

Kıyamet günü bir kul (Allâhü Teâlâ’nın huzuruna) getirilir, ona: “Bana ibadet eden kullarımdan olmana ne mâni oldu?” diye sorulur.

Kul, “Yâ Rabbi! Beni sıkıntılara mübtelâ ettin ve hâkim ve mâlik olan kişileri üzerime musallat ettin. Onlar da beni (ibadetten) alıkoydu.” der. Yûsuf (a.s.)’ın hâli, ona delil olarak getirilir ve o kula:

“Sen mi daha şiddetli sıkıntılara uğradın, yoksa Yûsuf mu?” diye sorulur. Kul, “Yûsuf (a.s.)” diye cevap verir.

Ona, “Öyle ise sıkıntılar, onu ibadetten niçin alıkoymadı!” denilir.

Sonra, zengin bir kul (Allâh’ın huzuruna) getirilir. Ona, “İbadet eden kullarımdan olmana ne mâni oldu?” diye sorulur.

Kul, “Yâ Rabbi! Malım çok idi.” der ve başındaki meşguliyetlerini sayar. Bu defa Süleyman (a.s.)’ın hâli misal getirilir. O kula, “Peki, sen mi daha zenginsin Süleyman mı?” diye sorulur.

Kul, “Bilakis, Süleyman (a.s.)” diye cevap verir.

Bunun üzerine ona, “Peki, malının çokluğu, onu niçin ibadetten alıkoymadı!” denilir.

Daha sonra hasta bir kul, (Allâh’ın huzuruna) getirilir. Ona, “Bana ibadet yapmana ne mâni oldu?” diye sorulur.

Kul, “Yâ Rabbi! Beni hastalıklara mübtelâ eyledin.” der. Bu defa Eyyûb (a.s.)’ın hâli misal getirilir. O kula, “Peki, sıkıntı ve bela cihetinden sen mi daha şiddetlisin Eyyûb mü?” diye sorulur.

Kul, “Bilakis, Eyyûb (a.s.)” diye cevap verir.

O zaman ona, “Peki, zarar ve bela, onu niçin ibadetten alıkoymadı?” denilir.

 

BEYİT:

 

Her ne denlü çok yaşarsa bir kişi

Âkıbet ölmekdürür ânın işi.           

(Süleyman Çelebi)

(Bir insan, her ne kadar çok yaşarsa yaşasın, sonunda onun işi ölmektir.)

Hicrî:   15   Cemâziyelahir     1442    Fazilet Takvim

 
SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"