24 Temmuz 2013 Çarşamba

NAMAZIN ÖNEMİ



Namazın Önemi ve Fazileti

1- Bilindiği gibi Yüce Allah'ı tevhid (bir kabul etmek), Onun eşsiz varlığını bilip tasdik etmek, farz olan en büyük bir görevdir. 
Bundan sonra farzların en büyüğü ve en önemlisi namazdır. 
Namaz, imanın alametidir, kalbin nurudur, ruhun kuvvetidir, mü'minin miracıdır. Mü'min bu namaz sayesinde Yüce Allah'ın manevî huzuruna yükselir. Yüce Allah'a yalvararak manevî yakınlığa erer. Mü'min için ne yüksek bir şeref!..
Bütün hak dinler, insanlara namaz kılmalarını emretmişlerdir. 
Bizim sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz de, peygamber olarak gönderilişlerinden itibaren namaz kılmakla yükümlü olmuştur. Ancak o zaman, güneşin doğuşundan ve batışından sonra olmak üzere günde iki defa namaz kılınıyordu. Sonra Miraç gecesinde beş vakit namaz farz olmuştur.
Hazreti Peygamberimiz'in miracı ise, sahih kabul edilen rivayete göre, Medine'ye hicretlerinden on sekiz ay önce Receb ayının yirmiyedinci gecesinde olmuştur.

2- Kur'an-ı Kerîm'de ve hadîs-i şeriflerde namaza dair birçok emirler ve öğütler vardır. 
Bütün bunlar, İslam dininde namaza ne kadar büyük önem verildiğini gösterir. 

Bir ayet-i kerîmede şöyle buyuruluyor:
اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).
"Ey Resulüm! Sana vahy olunan Kur'an ayetlerini güzelce oku ve namazı gereği üzere kıl. Gerçekten namaz, edeb ve namusa uygun olmayan şeylerden, çirkin görülen işlerden alıkor. Her halde Yüce Allah'ı zikretmek, her ibadetten daha büyüktür. Yüce Allah bütün yaptıklarınızı bilir."
(Ankebüt: 45)
Namaz ibadeti ise, en büyük zikirdir.

Diğer bir ayet-i kerîmede şöyle buyuruluyor:
وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ وَمَا تُقَدِّمُواْ لأَنفُسِكُم مِّنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِندَ اللّهِ إِنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Ve ekîmus salâte ve âtûz zekât(zekâte), ve mâ tukaddimû li enfusikum min hayrin tecidûhu indallâh(indallâhi) innallâhe bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
"Namazı gereği üzere yerine getiriniz, zekatı yeriniz. Nefisleriniz için hayır olarak önceden ne gönderirseniz, onu Yüce Allah yanında (sevab olarak) bulursunuz; asla kaybolmaz. Muhakkak ki, Allah yaptıklarınızı görür."
(Bakara:  110)

Bir hadîs-i şerîfde:
ألصَّلاةُ عِمَادُالدّينْ
"Namaz dinin direğidir." buyurulmuştur.

Diğer bir hadîs-i şerîfdede:
 "Namaz, kişinin kalbinde bir nurdur; artık sizden içini aydınlatmak dileyen, kalbindeki nurunu artırmaya çalışsın."
İşte bütün bu mübarek ayetlerle hadîs-i şerifler, namazın Yüce Allah yanında ne kadar büyük ve makbul bir ibadet olduğunu göstermeye yeterlidir.

3- Gerçek şu ki, namaz çok mukaddes bir ibadettir.
Namazın faziletlerine nihayet yoktur.
Namaz, aklı yerinde olan ve büluğ çağına ermiş bulunan her müslüman için belli vakitlerde yapılması gereken şerefi yüksek farz bir görevdir. Bu önemli farzı yerine getirenler, Yüce Allah'ın pek büyük ikram ve ihsanlarına kavuşacaklardır. Bunu kasden terk edenler de, azabı çok şiddetli olan Allah'ın acıklı cezasını çekeceklerdir.

Müslümanlar, henüz yedi yaşına girmiş çocuklarını namaza alıştırmakla görevlidirler. Bu çocuklara ana-babaları ve yetiştiricileri namaz kılmalarını öğretir ve yaptırırlar. On yaşına bastığı halde namaz kılmayan çocuğa velisi, üç tokattan ziyade olmamak üzere, hafifçe el ile vurur.

4- İnsan bir düşünmeli, her an Yüce Allah'ın sayısız nimet ve ihsanlarına kavuşmaktadır. Öyle ikramı bol, merhameti geniş olan yaratıcımızın tükenmeyen lütuflarına karşı teşekkürde bulunmak gerekmez mi?
İşte insan, namaz yolu ile şükür borcunu ödemeye, yaratıcısının lütuf ve nimetlerini tatlı bir dil ile anarak kulluk görevini yerine getirmeye çalışmış olur. Bu bakımdan: "Namaz, şükrün bütün çeşitlerini bir araya toplar." denilmiştir.

Bununla beraber namaz ruhu temizleyen, kalbi aydınlatan, imanı yüksek duygulardan haberdar eden, insanı kötülüklerden alıkoyan, insanı hayırlara, düşünceye, tevazu ve intizama götüren en güzel bir ibadettir.
İnsan namaz sayesinde nice günahlardan kurtulur ve Yüce Allah'ın nice ihsan ve ikramlarına kavuşur.
Namaz, manevî hayattan başka maddî hayata da canlılık verir. İnsanın temizliğine, sağlığına ve intizamla hareket etmesine sebeb olur.

5- Sonuç: Namazın meşru kılınmasındaki hikmetler ve yararlar her türlü düşüncenin üstündedir. Fakat bir müslüman namazını yalnız
Yüce Allah'ın rızası için kılar, yalnız yaratıcısına şükür ve saygı için kılar.
Namazın insana yararı olmadığı düşünülse dahi, yine bunu bir kul görevi bilerek sadece Allah'ın emrine uymak için yerine getirmeye çalışır. Bu kutsal görevin yerini hiç bir şeyin tutamayacağını kesinlikle bilir.
 Namaza harcayacağı dakikaları, hayatının en mutlu ve neş'eli zamanı olarak kabul eder.
Doğrusu, geçici hayatın son bulmayacak birçok kazançları ancak namaz sayesinde elde edilir.
Namaza ayrılan saatler, sonsuzluk aleminin tükenmez mutluluk günlerini hazırlamış olur.
Bu çok mübarek ve pek feyizli ibadete gereği üzere devam edenlere müjdeler olsun!..

21 Temmuz 2013 Pazar

NAMAZA GÖRE İNSANAR BEŞ KISIMDIR



Namaza Göre İnsanar Beş Kısımdır



1-Namazı asla kabul etmeyenler. Bunların başında Ebu Cehil gelir.Allahü Teala, O'nun hakkında şöyle buyurmaktadır:

فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّى     وَلَكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى
Fe lâ saddeka ve lâ sallâ.   Ve lâkin kezzebe ve tevellâ.
Fakat o tasdik etmedi ve namaz kılmadı.   Ve lâkin yalanladı ve yüz çevirdi.
(Kıyame:  31-32)

Allahü Teala azze ve celle bu tabakanın akıbetini de şöyle dile getirmektedir.

فِي جَنَّاتٍ يَتَسَاءلُونَ       عَنِ الْمُجْرِمِينَ       مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ       قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ       وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكِينَ       وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَائِضِينَ        وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدِّينِ
Fî cennât(cennâtin), yetesâelûn(yetesâelûne).   Anil mucrimîn(mucrimîne).  Mâ selekekum fî sekar(sekare).  Kâlû lem neku minel musallîn(musallîne).  Ve lem neku nut’ımul miskîn(miskîne).  Ve kunnâ nehûdu maal hâidîn(hâidîne).  Ve kunnâ nukezzibu bi yevmid dîn(dîni).
Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar.       Mücrimlerden (suçlulardan).      Sizi sekarın içine (alevli ateşe) sevkeden (sürükleyen) nedir?     “Biz namaz kılanlardan olmadık.” dediler.     Ve biz yoksulları doyurmuyorduk.       Ve biz bâtıla dalanlarla beraber bâtıla (boş şeylere) dalıyorduk.     Ve biz dîn gününü yalanlıyorduk.

2-Namazı kabul ettiler: Fakat onuda edaetmediler. Bu tabaka da Ehl-i kitaptır.
Allahü Teala buyuruyor ki:
فَخَلَفَ مِن بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا
Fe halefe min ba’dihim halfun edâus salâte vettebeûş şehevâti fe sevfe yelkavne gayyâ(gayyen).
Bundan sonra onların arkasından gelen nesil, namazı ihmal (zayi) ettiler. Ve şehvetlere (nefsin arzularına) tâbî oldular. Artık yakında gayya (cehennemde en alt bölüm) ile karşılaşacaklar.
(Meryem:  59)
"Gayya" Cehennemin en derin yeridir. Ateş onun yüzünden feryadü fiğan eder.
Burası; zina edenlere, içki içenlere, faiz yiyenlere, yalancı şahitlik yapanlara, ana babaya isyan edenlere ve namazı terk edenlere hazırlanmıştır.

3- Bazılarını kılıp bazılarını terk eden tembellerdir. Bunlar münafıktırlar.

Allahü Teala, bunlardan da şöyle bahsetmektedir.
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ
 وَإِذَا قَامُواْ إِلَى الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى 
يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً
İnnel munâfikîne yuhâdiûnallahe ve huve hâdiuhum,       Ve izâ kâmû ilâs salâti kâmû kusâlâ                Yurâunen nâse ve lâ yezkurûnallâhe illâ kalîlâ(kalîlen).
Muhakkak ki münafıklar, Allah'a hile yaparlar. Oysa O (Allah), onlara hile yapandır.  
Ve onlar, namaza kalktıkları zaman, üşenerek kalkarlar, 
insanlara gösteriş yaparlar. Ve Allah'ı pek az zikrederler.

 Ya'ni bunlar tenbel ve ağır bir şekilde namaz kılarlar. Allahü Teala onların sonunuda şöyle bildiriyor:
إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا
İnnel munâfikîne fîd derkil esfeli minen nâr(nâri), ve len tecide lehum nasîrâ(nasîran).
Muhakkak ki münafıklar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar. Ve onlar için asla bir yardımcı bulamazsın.

4-  namazı, ancak vakti çıktıktan sonra kılarlar.  Allah, onlardan şöyle bahsetmektedir: 
فَوَيْلٌ لِّلْمُصَلِّينَ         الَّذِينَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ
Ellezîne hum an salâtihim sâhûn(sâhûne).   Fe veylun lil musallîn(musallîne).
Onlar ki, namazlarından gâfil olanlardır.        İşte o namaz kılanlara yazıklar olsun.
(Maün:  4, 5)

Allahü Teala onların varacagı yerin "Veyl" olduğunu buyurdu. "Veyl" Cehennemde öyle derin bir vadidirki dünyanın bütün dağları içine konulsa yine O'nu dolduramaz.

Hadis-i şerifte buyurulduki:
 "Her kim, namazını vakti çıkıncıya kadar kılmayıp, sonra onu kaza derse bir hukup ateşte azap edilecektir. Hukup, seksen senedir. Her sene üçyüz altmış gündür, her gün de bildiğiniz senelerden bin senedir.

Yani Allahü Teala namazını kazaya bırrakana caza verecekse cezası budur. Ancak Allahü Teala; tevbe ettikten sonra lütfü keremi ile kulunu affedebilir bir daha terk etmemek şartı ile.

5-  Namazı kabul eder ve onu vaktinde şartlarına riayet ederek kılarlar. Bu tabakanın reisi sevgili peyğamberimiz Muhammed Mustafa sallalahü aleyhi ve sellemdir.
Allah bu tabakanın hakkında şöyle buyuruyor.
قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ        الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
Kad eflehal mu’minun(mu’minune).    Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûn(hâşiûne).
Mü'minler felâha ermiştir.        Onlar, namazlarında huşû duyanlardır.
(Mü'minun:  1-2)
Yani namazlarını tevazu ile kılarlar; namazda saga sola bakmazlar hareket etmezker.Aslında ayet-i kerimede birde büyük tehdit vardır. Çünki sadece namaz kılanlar değil, namazlarını huşu ile kılanlar felah bulmuştur buyruluyor.
(Mev'izai Hasene)

Namazın Ruhu Huşudur
Huşu: Sözlük anlamı itibariyle; korkmak, itaat etmek, tevazu göstermek, boyun eğmek demektir.

Huşu ile ilğili bir Hadisi şerif:

Hz. Ali anlatıyor: Hz. Peygamber(a.s.m), rükûda şu duayı okuyordu: "Allah'ım! Senin için rükûa vardım, Sana iman ettim, Sana teslim oldum. Kulağım, gözüm, beynim(iliğim), kemiğim ve damarım(sinirim), sana karşı huşu içerisine girmiştir."
(Müslim, Müsafirin, 201.)

 Huşu, Allahü teâlâdan korkmak demektir.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Namazları cemaatle, huşû ve hudû ile kılmalı, çünkü insanı iki cihanda felaketlerden, sıkıntılardan kurtaracak, ancak huşû ile kılınan

Namazın kusursuz olması, farzlarını, vaciblerini, sünnetlerini ve müstehablarını yerine getirmekle olur. Namazda huşû, yani her uzvun tevazu göstermesi, bu dört şeyi yapmaktır.
Kalbin hudûu, yani Allah korkusu da yine bunları tam yapmakla olur.  
(Kalb hazır olmazsa, namaz da olmaz) hadis-i şerifi, kalbin, yukarıda bildirilen dört şeyin yapılmasında hazır olması, uyanık olması demektir. Yani bunların hepsinin yapılmasında gevşeklik olmamasına dikkat etmektir. 

 Namazın kabul olmasının şartı, haramlardan sakınmak, huşû ve takva ile kılmak ve malayaniyi terk etmektir.
 (Miftah-ul-Cennet)

Takva, bütün uzuvlarını haramdan ve mekruhtan korumaktır.  
Malayaniyi terk, dünya ve ahirete yaramayan işi terk etmek demektir.


NAMAZIN KILINMASI HAKKINDAKİ EMİRLER




Namazın Kılınması Hakkındaki Emirler


Allahü Teala,Kur'an-ı kerimde çeşitli  ifadelerle  namaz kılmayı emretmiştir. Bu ifadelerden bir kaçı  ve bulundukları ayet-i kerimeler şunlardır:

İKAME ETMEK

وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ وَارْكَعُواْ مَعَ الرَّاكِعِينَ
Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte verkeû mear râkiîn(râkiîne).
Ve namazı kılın (ikame edin) ve zekâtı verin. Ve rükû edenlerle beraber rükû edin.
(Bekara:  43)

İDAME ETMEK

الَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ
Ellezîne hum alâ salâtihim dâimûn(dâimûne).
Onlar namazlarına devam edenlerdir.
(Mearic:  23)

CEMAATLE EDA ETMEK

وَارْكَعُواْ مَعَ الرَّاكِعِينَ
Verkeû mear râkiîn(râkiîne).
 Ve rükû edenlerle beraber rükû edin.
(Bekara:  43)

NAMAZI HUŞU İLE KILMAK

الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
Ellezîne hum fî salâtihim hâşiûn(hâşiûne).
Onlar, namazlarında huşû duyanlardır.
(Mü'minun:  2)
(Mev'izai Hasene)



Allah'a bağlılığıyla meşhur Hatem-i Esam Hazretlerine:
- Sen namazı nasıl kılıyorsun, diye sorarlar.

Hatem Hazretleri der ki:
- Namaz vakti geldiği zaman, kalkar usulü üzere abdest alırım. Ayrıca tevbe ederim, dünya sevgisinden sıyrılırım, insanların beni övmesine sebep olacak hareketlerden uzak dururum, kalbimde kin, haset ve baş olmak düşüncesini bulundurmam.
 Bu düşüncelerle kıbleye dönerim. 
Kabe'yi görür gibi dururum. 
Hem kılacağım namazın kabul olunacağı ümidini, hem de kabul olunmama korkusunu taşırım. 
Allah'ın beni gördüğünü düşünürüm. 
Sağımda cennet Solumda cehennem, arkamda Azrail Aleyhisselam'ın olduğunu, 
Kıldığım namazın da son namaz olduğunu farzederim,. 
Kendimi Sırat Köprüsüne adım atmış kabul ederim. 
Bu düşüncelerle Allahü Ekber diye tekbir alır namaza başlarım. 
Allah huzurunda olduğumu düşünerek okurum, alçak gönüllülükle rüku eder, hüzünlü bir şekilde secdeye kapanırım. 
Allah'dan ümit kesmeyerek dualarımı okurum. 
İhlasımı kaybetmemeye çalışarak selam veririm. 
İşte benim otuz senedir kıldığım namaz böyledir.
Değerli okuyucular. İslam büyükleri, ibadette bizim önderlerimizdir. Dua edelim de Allah, bizlere de onlar gibi veya onların kıldığı namazlara yakın şekilde namaz kılmak nasip etsin. 
AMiN.



NAMAZIN İSİMLERİ



NAMAZIN İSİMLERİ
Allahü teala kuranı kerimde namazı tazim için Salat ın haricinde bir takım isimlerle isimlendirmiştir. Bu isimlerin bir kaçı ve bulundukları ayeti kerimeler şunlardır;

TESBİH

فَسُبْحَانَ اللَّهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ
Fe subhânallâhi hîne tumsûne ve hîne tusbıhûn(tusbıhûne).
Akşam ve sabah vaktinde Allah'ı tesbih edin (münezzeh kılın)!
(Rum:17)
İMAN

وَمَا كَانَ اللّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللّهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَّحِيمٌ
ve mâ kânallâhu li yudîa îmânekum innallâhe bin nâsi le raûfun rahîm(rahîmun).
Ve Allah sizin îmânınızı zayi edecek değildir. Muhakkak ki Allah, insanlara çok şefkatlidir, merhametlidir.
(Bekara:143)

KUR'AN

أَقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا
Ekımis salâte li dulûkiş şemsi ilâ gasakıl leyli ve kur’ânel fecr(fecri), inne kur’ânel fecri kâne meşhûdâ(meşhûden).
Güneşin dönmesinden, gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Fecrin Kur'ân'ını (fecr vakti okunan Kur'ân'ı) ikame et (yerine getir)! Çünkü fecrin Kur'ân'ı şahitlidir.
(İsra:78)

HASENAT

وَأَقِمِ الصَّلاَةَ طَرَفَيِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ اللَّيْلِ إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ ذَلِكَ ذِكْرَى لِلذَّاكِرِينَ
Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyl(leyli), innel hasenâti yuzhibnes seyyiât(seyyiâti), zâlike zikrâ liz zâkirîn(zâkirîne).
Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın kısmında namazı ikame et. Muhakkak ki haseneler (kazanılan dereceler), seyyiati (kaybedilen dereceleri) giderir. İşte bu, zikredenler için bir öğüttür
(Hud:  114)

KUNUT

يَا مَرْيَمُ اقْنُتِي لِرَبِّكِ وَاسْجُدِي وَارْكَعِي مَعَ الرَّاكِعِينَ
Yâ meryemuknutî li rabbiki vescudî verkai mear râkiîn(râkiîne).
Ey Meryem! Rabbin için kânitîn ol (Rabb'inin huzurunda huşû ile dur) ve secde et ve rukû edenlerle birlikte rukû et.
(Al-i İmran: 43)

RUKU

 وَارْكَعُواْ مَعَ الرَّاكِعِينَ
 Verkeû mear râkiîn(râkiîne).
 Ve rükû edenlerle beraber rükû edin.
(Bekara: 43)

SECDE

لَيْسُواْ سَوَاء مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ أُمَّةٌ قَآئِمَةٌ يَتْلُونَ آيَاتِ اللّهِ آنَاء اللَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ
Leysû sevâ’(sevâen), min ehlil kitâbi ummetun kâimetun yetlûne âyâtillâhi ânâel leyli ve hum yescudûn(yescudûne).
Onların (hepsi) bir değildir. Kitap ehlinden, gece saatlerinde kıyamda durup, Allah'ın âyetlerini tilavet eden ve secde eden bir ümmet vardır.
(Al-i İmran: 113)

EMANET

إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.
(Ahzab: 72)

ZİKİR

رِجَالٌ لَّا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ
Ricâlun lâ tulhîhim ticâratun ve lâ bey’un an zikrillâhi ve ikâmis salâti ve îtâiz zekâti yehâfûne yevmen tetekallebu fîhil kulûbu vel ebsâr(ebsâru).
Ticaretin ve alışverişin, onları Allah'ın zikrinden, namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymadığı adamlar ki (onlar), kalplerin ve gözlerin (dehşetten) döneceği günden korkarlar.
(Nur: 37)

İSTİĞFAR
الصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالأَسْحَارِ
Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr(eshâri).
(Onlar), sabredenler, sâdıklar (ahdlerine vefa edenler), kânitîn olanlar (Allah'ın huzurunda saygı ile duranlar), infâk edenler (Allah için verenler) ve seherlerde mağfiret dileyenlerdir.
(Al-i İmran: 17)
( Mev'izai Hasene)

20 Temmuz 2013 Cumartesi

GEÇİM SIKINTISI KEFFARET OLUR



Hadîs-i Şerîf:
 Resûlullâh (s.a.v.) “Muhakkak öyle günahlar vardır ki, onları ne namaz, ne oruç, ne hac, ne de umre temizler.” buyurdu. ‘Onları ne temizler, yâ Resûlallâh?’ dediler. “Maîşet (geçim) yolunda çekilen sıkıntılar.” buyurdu. 
 (Hadîs-i Şerîf, Taberani, el-Mu’cemü’l-Kebîr)
Hicrî:12 Ramazan 1434   •Fazilet Takvim

BAZI GÜNAHLARA GEÇİM SIKINTISI KEFFARET OLUR


Resûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdular:

“Dikkat edin, hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüz(sürü)den mes'ulsünüz.”

Hem kendisine ve hem de başkasına faydalı olmakla meşgul olan kimse, yalnız kendisini düzeltmekle uğraşandan daha hayırlıdır.
Başkasının eziyetine katlanan, huzur içinde yaşayıp kimse için sıkıntı çekmeyen gibi değildir.

Aile ve çocukları uğrunda zahmet çeken, Allah rızası uğrunda mücahede eden gibidir.

• “Kişinin aile efradına infak ettiği, harcadığı sadakadır. Kişi ailesinin ağzına koyduğu lokmadan muhakkak sevab alır.”

• “Namazını güzel kılan, malı az, çoluk çocuğu kalabalık ve Müslümanları çekiştirmeyen kimse -şehadet parmağı ile orta büyük parmağını göstererek-, Cennette benimle şöylece beraberdir.”

• Allâhü Teâlâ çoluk çocuğu kalabalık olan iffet sahibi fakirleri sever.”

• Kişinin günahları çoğaldığı vakit (günahlarına keffaret olmak için) Allâhü Teâlâ onu geçim sıkıntısı ile imtihan eder.”

• “Günahlardan öyle günahlar vardır ki, onları ancak maişet uğrunda çekilen zahmetler mahveder.”

• “Üç kızı olup, ihtiyaçtan kurtarıncaya kadar onlara iyi bakan, yedirip giydiren kimse -affedilmeyecek bir günah işlemiş olan müstesna- elbette Cenneti kazanır.”

Abdullah İbn-i Mübârek (k.s.):

“Allah yolunda savaştan makbul amel bilir misiniz?” diye sordu.
“Bilmeyiz” denilince şöyle buyurdular:

“Âilesi kalabalık olan fakir bir kimsenin gece uyanıp üstü açılmış olan çocuklarını örtmesi bizim düşmanla harbetmemizden daha makbuldür.”
Hicrî:12 Ramazan 1434   •Fazilet Takvim