8 Kasım 2017 Çarşamba

ALLÂH’IN VARLIĞINA DELİL



قَالَ اللهُ تَعَالَى: وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللهِ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَإِلَيْهِ تَجْأَرُونَ. (سورة النحل, ٥٣ )
الله تعالى بيوردى ( مئآلا ) ."   هم سزده نعمت نامنه هر نه وارسه هب الله دان در ، صكره سزه كَدَرْ دوقونديغى زمان ده هب اونه فرياد أدرسنز ."

Allâhü Teâlâ buyurdu (meâlen): “Hem sizde nimet namına her ne varsa hep Allah’tandır, sonra size keder dokunduğu zaman da hep ona feryad edersiniz.” 
(Nahl sûresi, âyet 53)
Hicrî:   19 Safer  1439  Fazilet Takvimi 

ALLÂH’IN VARLIĞINA DELİL


Bir adam İmam Cafer-i Sâdık Hazretlerine gelerek “Allâhü Teâlâ'nın varlığına delilin nedir?” dedi. Cafer-i Sâdık Hazretleri o adama:
“Sen hiç gemiye bindin mi?” diye sordu.
Adam “Evet, bindim.” dedi.
“Peki, şiddetli bir fırtınaya tutulup boğulma tehlikesi ile karşı karşıya kaldın mı?”
“Evet.”
“Peki, gemiden ve pusuladan ümidini kestin mi?” “Evet.”
“Peki, tam bu sırada aklına seni kurtaracak birinin olduğu geldi mi?”
“Evet.”
“Evet, işte o zât Allah'tır. Âyet-i kerîmede (meâlen) “Ve size denizde boğulma korkusu gelse taptığınız şeyleri unutup ancak Allâhü Teâlâ’dan kurtuluş istersiniz...” (İsrâ sûresi, âyet 67), “... Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da hep ona feryad edersiniz.” (Nahl sûresi, âyet 53) buyurulmuştur. (Rebîu'l-Ebrâr)

MUTFAĞIMIZ: PATLICAN
KÖZ KEBABI

Malzemeler: 1 kg. kuzu eti, 5 adet patlıcan, 3 adet domates, 3 adet yeşilbiber, 1 tatlı kaşığı pul biber ve tuz, 1 yemek kaşığı tereyağı, 1 demet maydanoz.
Hazırlanışı: Mangalda veya ocakta közlenmiş patlıcanların kabukları soyulur. İnce doğranmış yeşilbiberler tereyağında pembeleşinceye kadar kavrulur. Soyulmuş ve rendelenmiş domatesler ilave edilir. Tuz ve pul biber konulur ve domatesler eriyinceye kadar kaynatılır. Közlenmiş patlıcanlar soyulup ince ince doğrandıktan sonra ilave edilir ve karıştırılır.
Daha önceden kuşbaşı doğrayıp terbiyelediğimiz etler mangalda veya tavada pişirilir, bu sosun üzerine ilave edilir. Üzerine maydanoz serpilip ikram edilir.
Hicrî:   19 Safer  1439  Fazilet Takvimi 



7 Kasım 2017 Salı

MANEVİ HASTALIKLARA ÇARE ARAMALIDIR



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَثَلُ الَّذِي يَذْكُرُ رَبَّهُ وَالَّذِي لَا يَذْكُرُ رَبَّهُ مَثَلُ الْحَيِّ وَالْمَيِّتِ. (ق)‏
رسول الله أفندمز محمد مصطفى ( صلى الله عليه وسلم ) بيوردولر   ."   رابنى ذكر أدن كمسه إيله ذكرتمين كمسنين حالى ، ديرى إيله اؤلونون حالنه بنزر ."
Resûlullah Efendimiz Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Rabb’ini zikreden kimse ile zikretmeyen kimsenin hâli, diri ile ölünün hâline benzer.” 
(Hadîs-i Şerîf, Müttefekun Aleyh; Sahîh-i Buhârî ve Müslim)
Hicrî:   18 Safer  1439  Fazilet Takvimi 

MANEVİ HASTALIKLARA ÇARE ARAMALIDIR


İmâm-ı Rabbânî (kuddise sirruh) Hazretleri buyurdular:
Kıymetli evladım. İnsanın vücudunda bir hastalık veya bir âzâsında ağrı olsa bunlardan kurtulmak için elinden gelen gayreti gösterir. Hâlbuki aynı kimse, kendisini ebedî ölüme götürecek ve sonsuz azaba dûçar edecek olan kalp hastalığına yakalanmıştır ki bu Allâhü Teâlâ'dan başkasına bağlanmaktır. Fakat aslâ bu hastalıktan kurtulmak için herhangi bir çare düşünmemekte ve gayret göstermemektedir. Bunun bir hastalık olduğunu bilmeyen kimse akılsızdır. Bunun hastalık olduğunu bildiği halde ehemmiyet vermeyen, çare aramayan kimse ise ahmaktır.
Bunun bir hastalık olduğunu anlayabilmek için akl-ı meâd sahibi olmak lazımdır. (Akl-ı Meâd: Maîşet düşüncesinden kurtulup kendisine verilen nur vasıtasıyla sadece âhireti düşünen akıldır.) Zira akl-ı maâş sahipleri yalnız işlerin dış yüzünü anlar, işlerin iç yüzünü düşünüp anlayamaz. Nasıl ki akl-ı maâş sahipleri manevî hastalıklara aldırmazsa akl-ı meâd sahipleri de âhiret mükâfatı ümit ettiği için zâhirî hastalıkları hastalık olarak görmez. Akl-ı maâş sahibi dar görüşlüdür. Akl-ı meâd sahipleri ise keskin ve uzak görüşlüdür.
Akl-ı meâd peygamberlerin ve evliyânın nasibidir. Akl-ı maâşa zenginler ve dünya erbabı rağbet eder. İkisinin arasında çok fark vardır. Ölümü çok hatırlamak, âhiret hallerini düşünmek, daha çok âhireti düşünüp onun için gayret eden toplulukla beraber olmak akl-ı meâd sahibi olmaya sebeptir. Beyit:
Varılacak hazineyi gösteriyorum sana.
Ben varamadım, umulur ki sen varırsın ona.
Vücuttaki hastalıkların, dîni hükümleri ve ibâdetleri yapmakta zorluk ve yorgunluğa sebep olduğu gibi manevi hastalıkların da aynı zorluk ve yorgunluğa sebep olduğunu iyi bilmek lazımdır...
Böyle olunca bu hastalıktan kurtulmayı düşünmek ve tabîb-i hâzıklara (mânevî hastalıkların doktoru Mürşid-i Kâmil'lere) mürâcaat etmek (sığınmak) lazımdır.
(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 1/m.219)
Hicrî:   18 Safer  1439  Fazilet Takvimi 


6 Kasım 2017 Pazartesi

HİÇ BİLENLERLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ قَالَ إِنِّي عَالِمٌ فَهُوَ جَاهِلٌ. (كنز)
رسول الله أفندمز محمد مصطفى ( صلى الله عليه وسلم ) بيوردولر   ."   بن عالميم دين كمسه جاهل در ."
Resûlullah Efendimiz Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Ben âlimim diyen kimse câhildir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)
Hicrî:   17 Safer  1439  Fazilet Takvimi 

“HİÇ BİLENLERLE BİLMEYENLER BİR OLUR MU?”


İbn-i Abbas (radıyallâhü anhümâ) şöyle buyurmuştur: “(Cennette) İlim sâhiplerinin derecesi diğer mü'minlerin derecesinden yedi yüz derece üstündür. Ve her iki derece arası beş yüz senelik mesâfedir.”
Zümer Sûresinde (meâlen): “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyrulmuştur. İlim ve ilim sâhipleri hakkında nâzil olan âyetler onların şan ve şerefini anlatmaya kâfî değil midir?
Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) “(Hakîkî) Âlimler peygamberlerin vârisleridir.” buyurmaktadır. Nübüvvetin (Peygamberliğin) üstünde rütbe ve bu rütbeye vâris olmaktan daha üstün bir şeref olmadığı herkesçe malumdur.
Yine Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular:
“İnsanların peygamberlik derecesine en yakın olanları ilim sâhipleri ve mücâhitlerdir. Muhakkak ilim sâhipleri insanları, peygamberlerin gittiği yola delâlet ve irşad eder, mücâhitler de kılıçları ile o yola koyarlar.”
“Kıyâmet günü, şu üç kimseye şefâat hakkı verilecektir; Peygamberler, âlimler ve şehîtler.”
Cenâb-ı Hak kıyâmet günü ilim sâhiplerini diğer insanlardan sonra diriltip haşreder ve şöyle buyurur:
“Ey ilim sâhipleri, size ilmimi âzâb etmek için vermedim. Size sırf hayır murad ettiğim için ilmimi verdim. Haydi, girin cennetime, hepinizi mağfiret ettim.” “Kim ilmi, Allah rızâsından başka (bir maksatla) talep eder (öğrenir)se, ilim ondan yüz çevirip Allah için oluncaya kadar dünyadan çıkamaz.
Kim de ilmi Allah için talep ederse o, gündüzleri oruçlu, geceleri de kâim olan (namaz kılan) kimseler gibidir. Çünkü kişinin ilimden öğrendiği her kısım, onun için Ebû Kubeys Dağı kadar altın olup, onu Allah yolunda infâk etmesinden daha hayırlıdır.”
(Miftâhu’s-Saâde)
Hicrî:   17 Safer  1439  Fazilet Takvimi 


5 Kasım 2017 Pazar

ÜÇ ŞEY İMANIN KUVVETİNDENDİR



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَا عَجَبُ كُلَّ الْعَجَبِ لِلْمُصَدِّقِ بِدَارِ الْحَيَوَانِ وَهُوَ يَسْعَى لِدَارِ الْغُرُورِ. (هب)
رسول الله أفندمز محمد مصطفى ( صلى الله عليه وسلم ) بيوردولر   ."   آخرتده أبدى حاياته إنانديغى حالده ( هب ) آلداتجى دنيا حاياتى إيجن جالشانه نه قدار جوق حيرت أده رم ."
Resûlullah Efendimiz Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Âhirette ebedî hayâta inandığı halde (hep) aldatıcı dünyâ hayâtı için çalışana ne kadar çok hayret ederim.” 
(Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)
Hicrî:   16 Safer  1439  Fazilet Takvimi 

ÜÇ ŞEY İMANIN KUVVETİNDENDİR


Ebû Hureyre (radıyallâhu anh) buyurdular:
Üç şey imanın kuvvetindendir.
Soğuk bir gecede ihtilam (cünüp) olup da Allâhü Teâlâ'dan başka hiç kimse görmediği halde kalkıp gusül etmek,
Çok sıcak bir günde oruç tutmak,
Allâhü Teâlâ'dan başka hiç kimsenin görmediği bir yerde namaz kılmak. (Şuabü’l-lmân)

TESBİH DUÂSININ FAZÎLETİ

Cennet-i A‘lâ'nın ağaçları, nehirleri ve içinde bulunan ilâhî ni‘metlerin tamamı kulun dünyada işlediği sâlih amellerin neticesi ve meyvesidir. Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdular ki: “Muhakkak cennet ağaçsızdır, senin ‘Sübhânellâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber’ sözün ona ağaç dikmendir.”
Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
“Kim Sübhânellâhi’l-azîm ve bihamdihî derse onun için cennette bir hurma ağacı dikilir.”
Cennet ağacı, tesbîhin neticesi oldu. Bu mübârek kelimelerde kemâlât-ı tenzîhiyye harfler ve sesler kisvesine büründüğü gibi Cennet-i A‘lâ'da dahi bu kemâlât ağaçlar kisvesine bürünür. Cennet-i A‘lâ'daki her şeyin sâlih amellerin neticesi olduğu bununla sabit olur.
(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 1, m. 302)
Hadîs-i şerîfte vârid oldu ki: “Kim bu kelime-i tayyibe (Sübhânellâhi ve bihamdihî)'yi gündüz yahut gece yüz defa söylerse o gün veya gece hiç kimsenin ameli bunu söyleyenin ameline denk olamaz. Ancak onun gibi bu kelimeleri söyleyenler müstesnâ.”
Nasıl müsâvî olur ki, kişinin her bir amel ve ibâdeti Allâhü Teâlâ'nın şükürlerinden bir şükrü edâdır ve bu mübârek kelimenin bir cüz'ü ile şükür edâ olunmuştur. Diğer cüz'ü ise Allâhü Sübhânehû'yü tenzih ve takdisi beyandır. Bunun için bu mübârek kelimeleri her gece ve her gün yüz defa okumak lâzımdır. Muvaffakiyet Allah'tandır.
(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c.1, m. 307)
Hicrî:   16 Safer  1439  Fazilet Takvimi