6 Ağustos 2016 Cumartesi

UHUD’DAN BİR SAHNE




قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ. (خ) 
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."سزيك أك خيرلنز قرآن كريمى اؤكرنن و اؤكرته ننزدر ."
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Sizin en hayırlınız Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenen ve öğreteninizdir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)
Hicrî:   22  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 

UHUD’DAN BİR SAHNE


Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) halası, Hz. Hamza’nın da kız kardeşi Hz. Safiyye (r.anhâ), Uhud harbinde Hazret-i Hamza’yı (r.a.) görmek için geldi. Onun koşarak geldiğini gören Peygamber Efendimiz (s.a.v.) oğlu Zübeyr bin Avvâm’a (r.a.):
“Anneni karşıla ve geri çevir, kardeşi Hamza’ya yapılanları görmesin!” buyurdu. Zübeyr bin Avvâm (r.a.):
“Ey anacığım! Resûlullah aleyhisselam seni geri çevirmemi bana emir buyurdu” dedi. Hazret-i Safiyye (r.anhâ):
“Niçin geri çevrileceğim? Ben zâten kardeşimin cesedinin kesildiğini işitmişimdir. Bu, ona Allah yolunda yapılmış bir şeydir. Biz buna râzıyız. Bunun mükâfâtını Allah’tan bekleyeceğim ve inşâallah sabredeceğim!” dedi. Zübeyr (r.a.) Resûlullâh’a (s.a.v.) gelip annesinin söylediklerini haber verince,
“Öyleyse serbest bırak” buyurdular. Hazret-i Safiyye gidip Hazret-i Hamza’nın cesedine baktı ve “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” dedi, Hazret-i Hamza için Allah’tan rahmet ve mağfiret diledi.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Hamza’nın defnedilmesini emir buyurdular. Hazret-i Safiyye, kefenlenmesi için yanında getirdiği iki parça kefeni çıkardı ve şehid edildiğini duyduğum için bunları kardeşim Hamza’ya getirdim, dedi.
Hazret-i Zübeyr anlatıyor: Kefenlemek için iki parça kefeni getirdik. Fakat o sırada onun yanında Ensar’dan şehit olan bir zat vardı. Hazret-i Hamza’ya yapılanların aynısı ona da yapılmıştı. Biz Hazret-i Hamza’yı iki parçayla kefenleyip o zatı kefensiz bırakmaktan hayâ ettik. Biriyle Hazret-i Hamza’yı, diğeriyle de o zâtı kefenlemeye karar verdik. Ancak kefenlerden biri diğerinden büyüktü. Aralarında kurâ çektik. Kime hangi parça çıktıysa onunla kefenleyip defnettik. Allâhü Teâlâ hepsinden râzı olsun. (İbn-i Hişâm, Müsned-i Ahmed)
Hicrî:   22  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 



Ashâb-ı Bedir…..EVS BİN HAVLİY (R.A.)



أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يَعْتَكِفُ الْعَشْرَ الْأَوَاخِرَ مِنْ رَمَضَانَ حَتَّى تَوَفَّاهُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ ثُمَّ اعْتَكَفَ أَزْوَاجُهُ مِنْ بَعْدِهِ. (ق)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."رمضانيك صون اون كونونده إعتكاف أدردى . بونو ، وفات أدنجيه قدار بويلجه دوام أتدردى . رسول الله دان صكره زوجلرى ( مؤمنلريك آننه لرى ) إعتكاف أتديلر ."
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) Ramazan’ın son on gününde îtikâf ederdi. Bunu, vefat edinceye kadar böylece devam ettirdi. Resûlullah’tan sonra zevceleri (mü’minlerin anneleri) îtikâf ettiler.” 
(Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh)
Hicrî:   21  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 

Ashâb-ı Bedir……………..EVS BİN HAVLİY (R.A.)


Evs bin Havliy radıyallâhü anh hazretleri Ensâr’dan ve Hazrec kabîlesinin Hubulî oğullarındandır. Bedir, Uhud, Hendek ve bütün gazâlarda Resûlullâh Efendimizle (s.a.v.) birlikte bulunmuştur.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) onu Şucâ‘ bin Vehb-i Esedî ile kardeş yapmıştı.
Umretü’l-kazâ’da Kureyş tarafından gelebilecek bir tehlikeye mâni’ olmak için Peygamberimiz (s.a.v.) onu Zîtuvâ’da, Beşîr bin Sa‘d’ı da Merruzzahrân’a bırakmıştı. (İsâbe)
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), vefâtından sonra gasledileceği (yıkanacağı) vakit Ensâr-ı Kirâm, hâne-i saâdetin önüne geldiler ve:
“Allâh için, bizler onun dayılarıyız. Bizden de birileri bulunsun” dediler. İçeriden “Aranızdan birini seçiniz” denildi. Evs bin Havliy hazretlerini seçtiler. Resûlullâh Efendimiz’in (s.a.v.) gaslinde hazır bulundu ve Ehl-i Beyti ile birlikte defnetti. Peygamberimiz’i kabre indirenlerdendir. (İstîâb)
Evs bin Havliy (r. a.), Hazret-i Osmân’ın halifeliği devrinde Medîne-i Münevvere’de vefât etmiştir.
 “Kim Allâh için tevâzu gösterirse, Allâh onu yükseltir” meâlindeki “Men tevâzaa lillâh…” hadîs-i şerîfini rivâyet etmişlerdir. (radıyallâhü anh) (İsâbe)
MUTFAĞIMIZ: Domatesli Ekmek Lokması 
Ekmekler ihtiyaç kadar alınmalı ve bayatlatmadan yenilmelidir. Eğer bayatlar ise çöpe vb. yerlere atılmamalı, israf etmeyip değerlendirilmelidir.
Malzemeler: Bir miktar bayat ekmek, 1 adet domates, 2 kaşık tereyağı, 1 dilim kaşar peyniri, tuz, kırmızıbiber, kekik.
Hazırlanışı: Küp şeklinde doğranılan ekmekler tereyağında kavrulur. Sonra yine küp şeklinde doğranılan domates konulur. Tuz, kırmızıbiber, kekik eklenir. Üzerine rendelenmiş kaşar ilâve edilip tencerenin kapağı kapatılır. Kısık ateşte biraz kızarınca ocaktan alınıp sıcak ikrâm edilir.
Hicrî:   21  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 


OSMANLI’YA TELGRAF’IN GELMESİ




قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ فَطَّرَ صَائِمًا كَانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِهِ غَيْرَ أَنَّهُ لَا يَنْقُصُ مِنْ أَجْرِ الصَّائِمِ شَيْئًا. (ت)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."كم بر اوروجلويه إفطار أتديريرسه ، اونون اوروجونون ثوابنيك بر مثلى اونه يازلر . اوروجلونون ثوابندان ده هجبر شى أكسلمز ."
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, -oruçlunun sevâbından hiçbir şey eksilmeden- onun orucunun sevâbının bir misli sevâb alır.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî:   20  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 

OSMANLI’YA TELGRAF’IN GELMESİ


Amerikalı ressam Morse ve arkadaşı Chamberlain 1837’de ilk telgraf cihazını icad ettiler. Abdülmecîd Han, Morse’a imzâsını taşıyan bir ihtira berâtı (patent) ile murassâ (mücevherle süslü) bir nişan verdi. Morse:
“Sultan Abdülmecîd, bu nişanı ve tebrikiyle keşfimin değerini anlayan Avrupalı ilk büyük insan olmuştur.” dedi.
Morse, ilk telgraf hattını (1844) Washington ile 65 km. mesafedeki Baltimore arasında yaptı.
Osmanlı ülkesinde ilk telgraf hattı Kırım Harbi sırasında Sivastopol yakınındaki Balaklava’dan Varna’ya, oradan İstanbul’a çekildi (1854).
Dışarıdan getirtilen telgrafçılar yerine kendi insanını yetiştirmek gâyesiyle İstanbul’da Gülhâne Parkı karşısında ilk telgraf okulu açıldı (1861). Mezun olanların bir kısmı mühendislik eğitimi için Avrupa’ya gönderildi. 1861’de İstanbul Telgrafhanesi’nde Türkçe ve Fransızca tercümanlar, posta müvezzileri, makineci ve çavuş gibi 82 memur bulunuyordu.
Osmanlı Devleti topraklarını bir taraftan demiryollarıyla, bir taraftan da telgraf direkleriyle örüyordu. 1870 yılında 143’ü Rumeli, 158’i de Anadolu, Suriye, Irak ve Filistin gibi vilayetlerde olmak üzere toplam 301 tane telgraf merkezi faaliyeteydi. Telgraf hatları kısa zamanda bütün Osmanlı Devleti’nde tesis edildi.
Telgraf tesisleri kurulduğu sırada makine, âlet ve malzemeleri tamamen dışarıdan alınıyordu. Mayıs 1869’da ilk yerli makine îmâl edildi. Parçalarıyla birlikte 400 Franga getirtilen makine İstanbul’da kurulan bir atölyede 250 Franga îmâl edildi. Avrupa’da üretilen emsalinden daha sağlam ve kullanışlıydı. Telgraf fabrikası zamanla genişleyerek Osmanlı’nın dört bir tarafındaki haberleşme vâsıtalarının mühim bir kısmının ihtiyâcına cevap verdi.
Hicrî:   20  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 


FÂZIL AHMED PAŞA VE GİRİT’TE SON ZAFER




قَالَ اللهُ تَعَالَى: الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا أَنْفَقُوا مَنًّا وَلَا أَذًى لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ. (سورة البقرة، 262) 
الله تعالى بيوردوكى ."ماللرينى الله يولنده إنفاق أدن ، صكره ده وردكلرينيك آرقاسندان باشا قاقماي ( كونول إنجتمي ) روى كورمين كمسلر إيجن ، رابلرى نزدنده مكافات واردر . و اونلره هجبر قورقو يوقتور و اونلر ماحزون ده اولمازلر ."
Mallarını Allah yolunda infak eden, sonra da verdiklerinin arkasından başa kakmayı (gönül incitmeyi) revâ görmeyen kimseler için, Rab’leri nezdinde mükâfât vardır. Ve onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.” 
(Bakara sûresi, âyet 262)
Hicrî:   19  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 

FÂZIL AHMED PAŞA VE GİRİT’TE SON ZAFER

Sadrazam Köprülü Fâzıl Ahmed Paşa mühim bir kuvvetle Girit’e çıktı. Sefer başlayalı 24 sene olmuştu (1667). Her gün bir kahramanlık hikâyesi işitiliyordu: Bir gün Gâzî Zeynel Bey namaz kılarken, kaleden atılan bombalardan biri seccâdesinin önüne düştü. Zeynel Bey namazını bozmadı, başını seccadeden kaldırmadı. Bomba patladı, bir zararı da olmadı. Fakat Zeynel Bey hayâtının kurtulduğunu düşünmüyor, uzun müddet secdede kaldığı için namazı bozuldu mu, onu merak ediyordu. Derhal serdârın yanına geldi. Başına gelenleri anlattı ve: “Acaba namazım bozuldu mu?” diye sordu. Fâzıl Ahmed Paşa çok sevindi, böyle ölümden yılmaz gâzîlerle Kandiye’nin alınacağına kanâati kuvvetlendi. O günden sonra hücumları daha da artırdı.
Fâzıl Ahmed Paşa, düşman elçilerini kabul etmez: “Kaleyi vereceklerse ne âlâ. Yoksa başka söz dinlemem!” derdi. Para tekliflerine de: “Biz bezirgân (tüccar) değiliz. Paraya ihtiyâcımız yoktur. Ölürüz, Kandiye’den yine vazgeçmeyiz!” derdi.
Buradan vazgeçmek, yirmi beş sene bu topraklarda savaşmış şehid ve gâzîlerin gayretini unutmak demekti.
Venedikliler, Osmanlıların bu kararlılıklarını gördüler ve Osmanlı azmi ile başa çıkamayacaklarını anladılar. Ve altı gün altı gece süren müzakere neticesinde Kandiye Kalesi’ni gâzîlerimize teslim ettiler.
Artık yirmi beş sene süren, binlerce gâzîmizin şehâdetine sebep olan Girit seferi sona ermişti.
Kandiye Kalesi’ni teslim alma merasimi gayet parlak oldu. Bir elçi, kalenin anahtarlarını gümüş bir tepsi üzerinde getirerek teslim etti. Serdâr-ı Ekrem Fâzıl Ahmed Paşa, anahtarı getiren adamın serpuşunu altınla doldurdu. Gâzîlere kahveler, şerbetler ikram edildi. Gâzîlerimizin sebâtı sâyesinde dünyanın en güzel adası, Akdeniz’in anahtarı Osmanlı Devleti’nin eline geçti. Kandiye Kalesi’nde ezanlar okunuyor, gâzîlerimiz Allâh’a şükrediyorlardı (1669). (Yirmi Beş Sene Siper Kavgası, Çamlıca B. Y.)
Hicrî:   19  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi