6 Ağustos 2016 Cumartesi

KALPLER ANCAK ALLÂH’I ZİKİR İLE MUTMAİN OLUR



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ اَنْفَقَ نَفَقَةً فِى سَبِيلِ اللهِ كُتِبَتْ لَهُ بِسَبْعِ مِائَةِ ضِعْفٍ. (ت)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."كم الله يولنده بر إنفاقده بولونورسه ( زكات ويا صدقه وريرسه ) او كمسيه يدى يوز قات ثواب يازلر ."
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kim Allah yolunda bir infakta bulunursa (zekât veya sadaka verirse) o kimseye yedi yüz kat sevap yazılır.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî:   18  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 

KALPLER ANCAK ALLÂH’I ZİKİR İLE MUTMAİN OLUR


Âyet-i kerîmede “O kimse ki Allah göğsünü İslamiyet için genişletmiş de o Rabbinden bir nur üzerine bulunuyor, -O, hiç kalpleri kararmış kimseler gibi midir?- Artık Allah’ın zikrinden kalbleri kaskatı kesilmiş olanların vay hallerine! işte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.” (Zümer Sûresi, âyet 22) buyurulmuştur.
Abdullâh bin Mes‘ûd hazretleri buyurdu ki:
“Peygamber Efendimiz bu âyet-i celîleyi okudular.
Yâ Resûlallâh, sadrın şerhi nasıl olur?” dedik, buyurdular ki:
Nûr bir kalbe girdi mi o nur ile dolup genişler.”
 “Yâ Resûlallâh bunun alâmeti nedir?” diye sorduk, buyurdular ki:
Ebediyet yurdu olan âhirete yönelmek, gurûr (aldanış) yurdu olan dünyadan yüz çevirmek ve gelmeden önce ölüme hazırlanmaktır.”
Allâh’ın sadrını açtığı kimsenin kalbine nur ile beraber ferah ve sürûr dolar, dünya belâlarına, geçim darlığına veya bolluğuna hiç aldırmaz. Kalbi dünya üzüntülerinden kurtulur. Kalbini Allâh ve Resûlünün muhabbeti kaplar ve “Bana Allâh ve Resûlü yeter” der. Mâsivâllâh (Allâh’dan başka her şey) kalbinden çıkar gider. (Dürrülmensûr)
Allâh adını zikretmek nûrun kalbe gelmesine ve itmi’nânın artmasına sebeptir. Nitekim âyet-i celîlede “Evet, -başkası ile değil- Allâh’ın zikri ile ancak kalpler mutmain olur (sükûn bulur, yatışır).” (Ra‘d sûresi, âyet 28) buyurulmuştur.
Allâh’ı zikri terketmek kalbin katılaşmasına sebep olur.
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi vesellem buyurdular ki:
“Allâh’ı zikirden başka kelâmı çok söylemeyiniz. Çünkü Allâh’ı zikirden başka sözleri çok söylemek kalbi katılaştırır.”
“Kıyâmet günü Allâh’dan en uzak insanlar, kalbleri katı olanlardır” (Tirmizî).
“Yediklerinizi Allâh’ı zikir ile eritiniz, yemek üzerine hemen uyumayınız. Yoksa kalpleriniz katılaşır.” (İ. Merdûye)
Hicrî:   18  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 



İLİM ÖĞRETMENİN BAZI ÂDÂBI




قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنِّي لَأَعْرِفُ نَاسًا مَا هُمْ أَنْبِيَاءَ وَلَا شُهَدَاءَ يَغْبِطُهُمُ الْأَنْبِيَاءُ وَالشُّهَدَاءُ بِمَنْزِلَتِهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ اَلَّذِينَ يُحِبُّونَ اللهَ وَيُحَبِّبُونَهُ إِلَى خَلْقِهِ يَأْمُرُونَهُمْ بِطَاعَةِ اللهِ فَإِذَا أَطَاعُوا اللهَ أَحَبَّهُمُ اللهُ. (مجمع)
 بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."بن بعضى كمسه لر بليوروم كى اونلر نه بيغمبر نه ده شهتدرلر . قيامت كونونده بيغمبرلر و شهتلر موقعلرى  ( يوكسك دره جلرى ) سببيله اونلره غبطا أدرلر . إشته بونلر الله تعالى ي سورلر و قةللرينه الله تعالى ي سوديريرلر . قوللره الله تعالى يه عبادت و إطاعت أتملرنى أمر أدرلر ، إطاعت أدنجه ده الله تعالى اونلرى سور ."
Ben bazı kimseler biliyorum ki onlar ne peygamber ne de şehittir. Kıyâmet gününde peygamberler ve şehitler, mevkîleri (yüksek dereceleri) sebebiyle onlara gıbta ederler. İşte bunlar Allâhü Teâlâ’yı severler ve kullarına Allâhü Teâlâ’yı sevdirirler. Kullara Allâhü Teâlâ’ya ibâdet ve itâat etmelerini emrederler, itâat edince de Allâhü Teâlâ onları sever.” 
(Hadîs-i Şerîf, Mecmau’z-Zevâid)
Hicrî:   17  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 

İLİM ÖĞRETMENİN BAZI ÂDÂBI


İlim öğretirken niyet, Allah’ın kullarını hak ve hakîkate ve onları ıslah edecek şeylere irşâd etmek olmalıdır. Zîrâ Allâhü Teâlâ’nın kendi vâsıtasıyla bir kişiye hidâyet etmesi, onun için güneş ve ayın üzerine doğduğu her şeyden daha hayırlıdır.
Allah’tan kaçan bir kimseyi Allah’a ibâdete ve itâate çevirmek, Allah katında insanların ve cinlerin ibâdetinden daha hayırlıdır.
Hoca, insanların malına tamah etmemeli, bir şeyler öğretmek için fakir talebeleri kendisine yakın tutmalı, öğretirken yumuşaklıkla muâmele etmeli, talebelere karşı mütevâzı ve şefkatli olmalıdır.
Hoca, talebelerine en çok ihtiyaç duydukları, dünya ve âhireti için en mühim şeyleri ilk önce öğretmelidir.
Hocanın, talebesinin anlayışını imtihan etmesinde, ilim öğrenmeye karşı hırsını araştırmasında bir mahzur yoktur. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashâbını böyle imtihan etmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.):
“Ağaçların içinde bir ağaç vardır ki yaprağı düşmez. O ağaç mü‘min gibidir. Nedir o, söyleyin?” buyurdular. Oradakiler kırlardaki ağaçları saymaya başladılar. Bunun hurma ağacı olduğu o vakit henüz genç olan İbn-i Ömer’in (r.anhümâ) hatırına geldiyse de, cevap vererek oradaki büyüklerin önüne geçmekten hayâ etti. Ashâb-ı Kirâm “O nedir? Bize bildiriniz yâ Resûlallah.” dediler.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “O hurmadır”, buyurdular.
İnsanların içinde hiç kimseyi ayıplamamalı ve azarlamamalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu şekilde davrananlar için: “Bazı kimselere ne oluyor ki böyle yapıyorlar?” buyururlardı.
Karşısındakini mahcup etmek maksadıyla sual sorana cevap vermemek sünnettir. Yanıltıcı sualler soran ve anlaşılması zor olan şiirler hakkında îzah isteyenlere cevap verilmez. Âlimlere böyle sorular sormak haramdır. Çünkü bunların neticesi, âlimleri hafife almak ve dîni hakîr görmektir.
(İslam Ahlâkı ve Âdâbı, Fazilet Neşriyat)
Hicrî:   17  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 



ÖMRÜN KIYMETİNİ BİLMEK



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلصَّائِمُ فِي عِبَادَةٍ مَا لَمْ يَغْتَبْ مُسْلِمًا أَوْ يُؤْذِهِ. (الجامع الصغير) 
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."اوروجلو اولان كمسه ، بر مسلمانى غيبت و ياحوط اونه أذا و جفاء أتمدكجه عبادتدر ."
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Oruçlu olan kişi, bir Müslüman’ı gıybet ve yahut ona ezâ ve cefâ etmedikçe ibâdettedir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir)
Hicrî:   16  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 

ÖMRÜN KIYMETİNİ BİLMEK


Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:
“Kıyâmet gününde dört şeyden sual olunmadıkça kulun ayakları yerinden kımıldamaz: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede çürüttüğünden, ilmiyle ne amel işlediğinden, malını nereden kazanıp nereye sarfettiğinden.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyururdu ki:
“Bir nefsi görmez misiniz ki, sâhibi ona nimetler verip, yumuşaklık ile muâmele etse yarın Allâhü Teâlâ’nın huzurunda sâhibini ayıplar. Amma nefsine muhâlefet edip onu zora koşup yorsa Allâhü Teâlâ’nın huzurunda onu metheder, över. İşte o, vücudunuzun her tarafını saran nefsinizdir.”
Abdullâh bin Mübârek (r.a.) dedi ki: “Geçmişte sâlihlerin nefisleri hayırlı amelleri işlemeye hoşlanarak giderlerdi. Ammâ bizim nefislerimiz ise hayırlı amellere ancak zorla gidiyor. Öyle ise bizim nefsimizi zorlamamız lâzımdır.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
“Muhakkak bir meclisde oturup da Allâhü Teâlâ’yı zikretmeyenler ve bana salevât okumayan her topluluk için -velev ki cennete girsinler- o meclis ancak pişmanlık olur, onun sevâbını görerek pişman olurlar.”
İnsanın ömrü kıyâmet gününde seneler olarak açılır, sonra aylar olarak, sonra haftalar olarak ve sonra günler olarak açılır. Hayırlı amel işlemeden boşa geçen vakit gördükçe pişman ve perişan olur. Ya şer amellerle dolu görürse hâli nice olur?
İki a‘râbî Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) gelip sordular:
“Yâ Resûlallâh! İnsanların en hayırlısı kimdir?”
“Ömrü uzun ve ameli güzel olandır.” buyurdular. Diğeri sordu: “Hangi amel en faziletlidir?” Buyurdular ki:
“Lisânının Allâhü Teâlâ’nın zikrinden bir an ayrılmamasıdır.”
Hicrî:   16  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi



İNSANLARA AKILLARI SEVİYESİNDE KONUŞUNUZ



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أُمِرْنَا أَنْ نُكَلِّمَ النَّاسَ عَلَى قَدْرِ عُقُولِهِمْ. (كنز)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."بز إنسانلريك عقللرى مقدارنجه ( آنلايشلرينه كوره ) قونوشمقله أمرولوندق ."
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Biz, insanların akılları miktarınca (anlayışlarına göre) konuşmakla emrolunduk.” 
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)
Hicrî:   15  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 

İNSANLARA AKILLARI SEVİYESİNDE KONUŞUNUZ


Her insana, aklının idrâk edeceği seviyede konuşmak sünnettir.
Âlimin, bir hakîkati anlatıp da inkârcı ve inatçı birinin onu yalanlaması, hor görmesi veya yanlış anlaması en büyük kötülük ve fitnedir. Bundan dolayı âlimler insanlara, kolayca anlayabilecekleri şeyleri anlatmalıdır.
Kur’ân-ı Kerîm’deki muhkem ayetleri anlatmalı, müşkil ve müteşâbih olanları anlatmamalıdır.
Tecrübesiz ve duyduğuna aldanan câhillere, ruhsatlardan bahsetmemelidir. Zîrâ o “Allâhü Teâlâ Kerîm’dir, affeder.” diyerek sâlih ameller işlemez ve günahlardan kaçınmaz.
Câhili korkutup ümitsizliğe de düşürmemelidir.
Hz. Ali’nin naklettiği bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
“Hakîkî âlim Allâhü Teâlâ’nın rahmetinden ümit kestirmeyen, azâbından da emniyette hissettirmeyen kişidir.” buyurmuştur.
İlmi, ehlinden gizlememelidir. Onlardan gizlemek zulümdür. İlmi, ehil olmayanlara öğretmek de onu zâyi etmektir. İlmi ancak ilme ehil olan kimselere öğretmelidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
 “İnciyi, köpeklerin ağzına atmayın.”
“Mücevherleri hınzırların boynuna takmayın.” Çünkü hikmet mücevherlerden daha kıymetlidir.
Resûlullah (s.a.v.) vaazlarında ashâbının sıkılmamasına dikkat ederdi. Dinleyicilerin sıkıldığını hissederse hemen sözü kesmelidir.
Allâhü Teâlâ’nın Kitabı’ndan, Resûlullah’ın sünnetinden ve icmâ-ı ümmetten açık bir delile dayanmadan fetvâ vermemelidir.
(İslam Ahlâkı ve Âdâbı, Fazilet Neşriyat)
Hicrî:   15  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 



HAZRET-İ OSMAN VE ZEVCESİ



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْحَيَاءُ مِنَ الْاِيمَانِ وَأَحْيَى أُمَّتِي عُثْمَانُ. (كنز)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."حيا إيمانداندر . اؤمتميك أك جوق حيا صاحبى اولانى عثمان در ."
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Hayâ, îmândandır. Ümmetimin en çok hayâ sâhibi olanı Osman’dır.” 
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)
Hicrî:   12  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi 

HAZRET-İ OSMAN VE ZEVCESİ


Mü’min kadın, Allahü Teâlâ’ya isyan olmayan her hususta kocasına itâat etmelidir.
Resûlullâh sallallâhü aleyhi vesellemin kızı Hz. Rukiyye, kocası Osman (r.a)’ı câriyelerinden birine latîfe yaparken gördü. Hazret-i Osman utandı, Hazret-i Rukiyye de kıskandı, ağlayarak Resûlullah’a geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
“Seni ağlatan nedir?” buyurunca, Hz. Rukiyye olanları anlattı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
“Ey Rukiyye! Eğer Allah ve Resûlü’nün rızâsını istersen yüzünü kocanın ayaklarına sür, onun rızâsını iste. Muhakkak göklerdeki herkes benimle iftihar eder. Ben de Osman ile iftihâr ederim” buyurunca Rukiyye (r.anhâ) hayretle: “Eğer annem Hadîce sağ olsaydı bana yardım ederdi” deyip döndü. Hazret-i Osman’ın odasına gitti ve kapı aralığından bakınca gördü ki, Osman (r.a.) secdeye kapanmış ağlıyor ve şöyle niyâz ediyordu:
“Allâhım, Resûlünü bana öfkelendirme. Ben senin habîbine damad olmak nimetinin kadrini bilemedim.”
Rukiyye (r.anhâ) bunu işitince öfkesi yatıştı. Hz. Osman ona sarılmak istedi, fakat Rukiyye (r.anhâ):
“Hayır! Önce babamın tavsiyesini yerine getireyim.” dedi ve ayaklarına kapandı, yüzünü ayaklarına sürdü.
Hazret-i Osman bu hali görünce ağladı ve dedi ki:
“Sâhibi olduğum bütün câriyeleri Resûlullâh’ın ve kızı Rukiyye’nin rızâlarının müjdesi uğruna âzâd ettim.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), onların barıştıklarını işitince şükretti ve sevindi. Cebrâil aleyhisselâm geldi ve şöyle buyurdu:
Yâ Resûlallâh! Allahü Teâlâ sana selâm edip buyurdu ki: “Osman’ı müjdele, câriyelerini senin ve evlâdının rızâsı için âzâd edince kalemi ondan kaldırdım. Onun için mîzân kurmayacağım ve kıyâmet günü hesâb görmeyecektir. Böylece insanlar, cinler ve melekler senin kadrini ve çocuklarının kıymetini bilsinler.” (Hulâsatü’l-Ahbâr, Azîz Mahmud Hüdâî)
Hicrî:   12  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi