8 Kasım 2015 Pazar

İLİM TAHSİLİNİN BAZI YOLLARI



قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ عَلِمَ فَلْيَقُلْ وَمَنْ لَمْ يَعْلَمْ فَلْيَقُلْ اَللهُ أَعْلَمُ فَإِنَّ مِنَ الْعِلْمِ أَنْ يَقُولَ لِمَا لَا يَعْلَمُ لَا أَعْلَمُ. (خ)‏
" بر مسئله ي بلن كمسه بلديغنى سويله سين . بلمين الله عالم [ أك دوغروسونى الله بلر ] دسين . زيرا كشنيك بلمديغى شيء بلميوروم دمه سيده بر علم در ."
Bir meseleyi bilen kimse bildiğini söylesin. Bilmeyen “Allâhü a’lem” (en doğrusunu Allah bilir) desin. Zira kişinin bilmediği şeye ‘bilmiyorum’ demesi de bir ilimdir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)
Hicrî: 22 Muharrem 1437  Fazilet Takvimi

İLİM TAHSİLİNİN BAZI YOLLARI


İmâm-ı Âzam Hazretleri (rah.) şöyle buyurdu:
“Ben ilmi, hamd ve şükür etmem sayesinde öğrendim. Fıkıhtan bir meseleye ve bir hikmete vâkıf olsam, anlasam ‘Elhamdü lillâhi teâlâ’ der, Allâh’a hamd ederdim. Böylece ilmim arttı.”
İmâm-ı Âzam Hazretleri (rah.) bu kadar ilme, kumaş dükkânında, âlimlerle ilim alışverişi de yaparak ve çok müzakere ederek kavuştu. Buradan anlaşılıyor ki ilim elde etmek; fakîh olmak, çalışmak ve gayret etmekle mümkündür.
İmâm Ebû Yûsuf’a (rah.) “İlmi nasıl elde ettin?” diye sorulunca şöyle cevap vermiştir:
“Bilmediğim meseleleri öğrenmek için sormaktan çekinmedim, kibirlenmedim. Başkalarına anlatmakta da cimrilik yapmadım.”
Talebeliğinde İmâm Ebû Yûsuf’tan (rah.) daha fakir biri yoktu. Fakat fakirliği onu ilim öğrenmekten geri koymadı.
İbn-i Abbâs’a (r.anhümâ) “Bu ilmi nasıl öğrendin?” diye sordular.
“Anlamadığım meseleleri çok sorarak ve iyi düşünen, iyi anlayan kalb ile” diye cevap verdi.
Şemsü’l-Eimme el-Halvânî, “Ben nail olduğum bu ilmi, ilme tazim ve hürmetim sebebiyle elde ettim. Çünkü abdestsiz bir kâğıt bile tutmadım.” demiştir.
Halil bin Ahmed’e “Bu ilmi nasıl öğrendin?” diye sormuşlar.
“Bir âlimle karşılaştığım zaman (bilmediğim bir meseleyi) ondan öğrendim, (bildiğim bir meseleyi de) ona anlattım.” demiştir. Halife Mansûr, büyük âlim Şerîk’e:
“Bu ilmi nasıl öğrendin?” diye sormuş. O da “Az da olsa faydalı ilimden vazgeçmedim; öğrendim. Faydalı olacağım ilimde, çok da olsa cimrilik etmedim, öğrettim.” demiştir. Bir âlime: “Bu ilmi nasıl öğrendin?” demişler.
“Zengin ve cömert babam sayesinde öğrendim. Zira o ilim ve fazilet sahibi kimselere yardımda bulunurdu. Onların duâları bereketiyle benim ilmim arttı.” demiştir. (İmâm Burhânüddîn ez-Zernûcî, Ta’lîmü’l-Müteallim)
Hicrî: 22 Muharrem 1437  Fazilet Takvimi




HAZRET-İ ÖMER’İN VEFÂTI




قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا فِي السَّمَاءِ مَلَكٌ إِلَّا وَهُوَ يُوَقِّرُ عُمَرَ وَلَا فِي الْأَرْضِ شَيْطَانٌ إِلَّا وَهُوَ يَفِرُّ مِنْ عُمَرَ. (كنز)
" سماداكى بتون ملكلر عمره حورمت ادرلر ير يوزنده كى بتون شيطانلرده عمر دن قاجارلر ."


Semadaki bütün melekler Ömer’e hürmet ederler, yeryüzündeki bütün şeytanlar da Ömer’den kaçarlar.” 
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)
Hicrî: 21 Muharrem 1437  Fazilet Takvimi

HAZRET-İ ÖMER’İN VEFÂTI


Hazret-i Ömer (r.a.) bir köle tarafından yaralandığında, Hazret-i Ka‘b (r.a.):
“Ey Ömer! Rabbi’nden ömrünün uzatılmasını istesen duân muhakkak kabul olunur” dedi.
Hazret-i Ömer ise:
“Allâh’ım, beni âciz ve ayıplanacak hallere düşmeden rûhumu nezd-i ilâhîne kabz eyle” diye duâ etti.
Hazret-i Ömer (r.a.) oğluna şöyle vasiyet etmişti:
“Bana pahalı kefen almayın, iktisatlı davranın. Eğer Allâhü Teâlâ katında amellerimin hayırlı karşılığı varsa, kefenimi ondan daha hayırlısıyla değiştirirler. Eğer öyle değil ise cesedimden en evvel ayrılacak olan odur.
Kabrimi de orta halli yapın. Eğer Allah katında bir hayrım varsa kabrim gözün görebildiği kadar genişletilecektir. Eğer hayrım yoksa öyle daraltılır ki kemiklerim birbirine geçer.
Cenazeme kadınlar gelmesin.
Bende olmayan vasıflarla beni tezkiye etmeyiniz, övmeyiniz. Muhakkak Allâhü Teâlâ beni en iyi bilendir.
Naaşımı taşırken acele ediniz. Eğer Allah katında benim için hayır hazırlandı ise beni hayırlı olana bir an evvel ulaştırmış olursunuz. Eğer öyle değil ise taşıdığınız fena bir yükü omuzlarınızdan atıp kurtulmuş olursunuz.”
Ensar’dan bir zât, Abdullah bin Ömer’e (r. anhümâ) şöyle dedi:
“Allâhü Teâlâ’dan bana Hazret-i Ömer’i rüyamda göstermesini niyâz ettim. On sene sonra gördüm, alnından terleri siliyordu.
“Ey Müminlerin emîri! Ne yaptın” dedim.
“İşte şimdi hesaptan çıktım. Eğer Rabbi’min rahmeti olmasaydı helâk olurdum” dedi. (Târîhu’l-Hulefâ, Suyûtî)
Hicrî: 21 Muharrem 1437  Fazilet Takvimi
 
 
 

2 Kasım 2015 Pazartesi

Onun Maiyetindekilerden: CÜBEYR BİN MUT’İM (R.A.)



قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْكِذْبُ يَنْقُصُ الرِّزْقَ. (كنز)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم  بيوردولر" يالان مائيشت [ كجم ] دارليغنه  رزقيك آزالماسينه سبب اولور ."
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Yalan, maişet (geçim) darlığına; rızkın azalmasına sebep olur.” 
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)
Hicrî: 20 Muharrem 1437  Fazilet Takvimi

Onun Maiyetindekilerden: CÜBEYR BİN MUT’İM (R.A.)


Ashâb-ı kirâmdan Cübeyr bin Mut’im (r.a.), Hudeybiye sulhu ile Mekke’nin fethi seneleri arasında İslâm’ı kabul eden, Kureyş’in büyüklerindendir. Nesebi Abd-i Menâf’ta Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) nesebi ile birleşir.
Babası Mut’im Kureyş’in pek nüfuzlularından idi. İman etmemiş ise de İslâm’ın ilk zamanlarında çekilen şiddetli sıkıntı ve ızdırablar esnasında Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) yardımda bulunurdu. Nitekim Peygamberimiz’i (s.a.v.) o yürekler paralayan Tâif dönüşlerinde Mekke’de ikametleri esnasında himaye etmişti. Bütün Kureyş, Hâşimoğullarını boykot edip buna dair ahidnâme yazdıkları ve üç sene mahsur bıraktıkları zaman o ahidnâmeyi kaldırmaya, hükmünü iptal etmeye çalışmıştı.
Babası Mut’im, Bedir Harbinden evvel Müslüman olmadan vefat etmiştir. Cübeyr (r.a.) Bedir’den sonra iman edip muhâcirlerden olmuştur.
İman etmeden evvel Bedir’de Müslümanların eline düşen esirleri fidye karşılığı kurtarmak için Medîne-i Münevvere’ye Kureyş müşrikleri tarafından elçi olarak gönderilmişti. Bu hususu Resûlüllâh (s.a.v.) ile görüştüğü zaman “Senin ihtiyar baban Mut’im sağ olup benimle görüşmüş olsaydı hepsini ona bağışlardım.” buyurmuştur.
Cübeyr (r.a.) ebedî kurtuluşa ermesine vesile olan bu seferini kendisi şöyle anlatıyor: “Bedir esirlerini fidye mukabili kurtarmak için görüşmeye gelmiştim. İkindiden sonra vardım. Yorgun olduğum için mescid-i şerifte yattım. Derken akşam namazı kılındı. Resûlüllâh’ın (s.a.v.) namazda ‘Ve’t-tûr..’ sûresini okuduğunu işitince korku içinde kaldım. Mescidden çıkıncaya kadar dinledim. İşte bu gün İslam muhabbetinin kalbime girdiği ilk gündür. ”
Neseb ilmini çok iyi bilen Cübeyr (r.a.), bu ilmi Hz. Ebûbekir’den (r.a.) öğrenmiştir. Zira Arapların neseplerini en iyi Hz. Ebûbekir (r.a.) bilirdi.
Hz. Muâviye’nin (r.a.) halifeliği zamanında hicrî 59 senesinde Medine-i Münevvere’de vefat etti. Radıyallâhü anhüm. (Tecrîd-i Sarîh Trc.)
Hicrî: 20 Muharrem 1437  Fazilet Takvimi