18 Ağustos 2013 Pazar

HASTALIK, KITLIK VE ZULMÜN SEBEPLERİ



Ayeti Kerime:  
      وَيْلٌ لِّلْمُطَفِّفِينَ
 “Alışverişlerinde hile yapanların vay hallerine. 
الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُواْ عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ
O kimseler ki kendilerine ölçtükleri vakit -insanlar aleyhine- dolgun ölçerler. 
   وَإِذَا كَالُوهُمْ أَو وَّزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ
İnsanlar için ölçtükleri veya tarttıkları vakit eksiltirler. 
(Mutaffifîn Sûresi, âyet 1-3)
Hicrî:7 Şevval 1434   •Fazilet Takvim

HASTALIK, KITLIK VE ZULMÜN SEBEPLERİ


Abdullah İbn-i Ömer (r.anhumâ) anlatıyor:

“Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) mescidinde on kişi vardı: Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, İbn-i Mesûd, Muâz b. Cebel, Huzeyfe, Abdurrahman b. Avf, Ebû Saîd radıyallâhu anhüm hazretleri ve ben de onuncu kişiydim. Ensardan bir genç geldi ve Resûlullâh’a (s.a.v.) selam verip oturdu. Sonra da
“Yâ Resûlallâh! Mü’minlerin hangisi en faziletlidir?” diye sordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)
“Ahlâkı en güzel olandır,” buyurdular. “En akıllısı, en zekisi kimdir?” diye sordu. “Ölümü en çok hatırlayan ve ölüm gelmeden önce ona en güzel şekilde hazırlık yapandır. İşte en akıllı bunlardır.” buyurdular. Bu cevaptan sonra genç sustu.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bize döndü ve “Ey muhâcir topluluğu! Başınıza şu beş şey geldiği zaman artık hiçbir şeyde hayır kalmamıştır. Bu beş şeyin sizin başınıza gelmesinden Allâhü Teâlâ’ya sığınırım.
1- Zina açığa çıkar ve açıkça işlenirse, muhakkak vebâ hastalığı artar ve onlardan önce gelip geçmiş milletlerde görülmeyen hastalıklar çıkar.
2- Ölçü ve tartıda eksiklik yaparlarsa muhakkak kıtlık, geçim sıkıntısı ve idarecinin zulmüne uğrarlar.
3- Mallarının zekâtlarını vermezlerse muhakkak gökten bir damla yağmurdan bile mahrum bırakılırlar. Hayvanlar da olmasa hiç yağmur göremezler.
4- Allâhü Teâlâ’ya ve Resûlü’ne verdikleri sözlerinden dönerlerse Allâhü Teâlâ onlara, kendilerinden olmayan bir düşmanı musallat eder de sahip oldukları servetlerin, mülklerin bir kısmını alırlar.
5- İdarecileri, Allâhü Teâlâ’nın kitabıyla hüküm vermez ve Allâhü Teâlâ’nın hükümleri karşısında onları serbest bırakır (işlerine geldiği gibi amel ederler)se Allâhü Teâlâ aralarında harb, fitne ve ihtilaflar çıkarır.” 
Hicrî:7 Şevval 1434   •Fazilet Takvim



17 Ağustos 2013 Cumartesi

VERA



Hadîs-i Şerîf:
 “Bir kul, -bakmak istese bakabilecek iken- (yabancı; mahremi olmayan) bir kadının güzelliğine bakmaktan gözünü çevirirse, Allâhü Teâlâ o kimsenin kalbine zevkini bulacağı ibâdet verir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Ebû Nuaym, Hilyetü’l Evliyâ)
Hicrî:6 Şevval 1434   •Fazilet Takvim

İMANIN ŞUBELERİNDEN!

VERA


Vera: Takva, günahtan uzak durmak, Allah korkusu, güzel amellere devam etmek, dünyânın geçici metaı peşinde koşmayı terk etmektir.

Veraın üç mertebesi vardır:
1- Haram olan şeyleri terk etmek.
Haramı işleyen fâsık ve fâcir olur.
2- Şüpheli şeylerden sakınmak.Yani ummadığı başka bir taraftan harama düşmemek için dînen almasına ruhsat olduğunu bildiği şeyi kalbiyle de helâl olduğuna kanaat getirdikten sonra almaktır.
Bu sâlihlerin veraıdır.
3- Nefsini şehvetlerinin birçoğundan tutmak.
Bu müttakîlerin veraıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
• “Muhakkak helâller apaçık deliller ile beyân olunmuştur, haramlar da delilleri ile bellidir. Bu helâl ve haram arasında şüpheli bazı şeyler vardır ki insanların çoğu onların hükmünü bilmez. 
Kim şüphelilerden sakınırsa dînini ve ırzını dînde kötü bir hâle düşmekten korumuş olur. 
Kim de şüphelilere düşerse harama yaklaşmış olur. 
Bunun misali, sultana ait ve başkalarına yasak olan bir arazi etrafında koyunlarını güden bir çoban gibidir ki koyunları oraya girebilir. 
İyi bilin ki her sultanın mîrisi, (başkasının girmesi yasak olan arazisi) vardır. 
Allâh’ın da himâye edip girilmesini, hatta yaklaşılmasını bile yasakladığı şey haramlardır.”
• “Sana şüphe veren şeyi terk et, hiç şüphesiz helâl olanı al.”
• “Dînde en hayırlı amel vera (şüphelilerden sakınmak)dır.”
Tâbiînden Muhammed bin Vâsi (rh.) yemekte az bir tuz yettiği gibi az bir vera ile duâ etmek de duânın kabûlüne sebeptir.” demişlerdir.

Veraın en güzel misallerinden biri şudur:
Beytülmal koyunları Kûfelilerin koyunları ile karışmıştı. 
İmâm-ı A’zam hazretleri harama düşmemek için koyunun yedi sene yaşadığını öğrendi ve yedi sene koyun eti yemedi. 
Hicrî:6 Şevval 1434   •Fazilet Takvim

16 Ağustos 2013 Cuma

SILA-İ RAHİM



Hadîs-i Şerîf,:
 “Sıla-i rahmi (yakın akraba ile münasebetlerini) kesenlerin bulunduğu topluluğa Allâh’ın rahmeti inmez.” (Hadîs-i Şerîf, Buhârî, el-Edebü’l-Müfred)
Hicrî:2 Şevval 1434   •Fazilet Takvim

İMANIN ŞUBELERİNDEN: SILA-İ RAHİM


Rahm, kelimesi, lügatte yakınlık, doğum yoluyla olan soy bağı demektir. Sıla-ı rahim de, akrabaları arayıp sormak, ziyaret etmektir, gurbetteki kimsenin memleketini ziyarete gitmesi gibi. Akraba ile görüşmek, onların muhtaç olanlarına yardım etmek, hasta olanlarına ziyarette bulunmak, kayıp olanlarını araştırmak, kötülükte bulunmuş olanlarını affeylemek, akrabalık haklarını gözetmek kabilindendir.

Sıla-i rahim vefa ve insanlık alâmeti olup en güzel ictimâî bir vazifedir.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Rahm, Allâh’ın arşında asılmıştır. Der ki: Kim benim hakkıma riayet ederse Allâhü Teâlâ da onu gözetsin, kim de beni keser atarsa Hak Teâlâ da onunla alakasını kessin.”

“Akrabalık bağını kesen kimse cennete (ilk girenler ile beraber) girmek nimetine nail olamaz.”

“Allâh’a itâat edilen şeylerde sıla-i rahimden daha çabuk sevaplı hiçbir şey yoktur. Allâh’a isyân edilen amellerde de cezâsı isyan ve yalan yere yeminden daha çabuk olan hiçbir amel yoktur.”

“Sadaka ve sıla-i rahim; Allâh bunlarla ömrü ziyâdeleştirir ve kötü ölümü defeder.”

“Sadakanın en faziletlisi düşmanlık da olsa akrabaya verilendir.”

Velhâsıl: İslâmiyet akraba hukukuna riayeti bir vazîfe saymıştır. Onların arasında ihtilâfa, gönül kırgınlığına, dedikoduya sebep olacak şeylere meydan verilmemesini emretmiştir. Bu cümleden olarak bir kimse bir malını babasına, oğluna, kardeşine veya amcasına, dayısına, halasına, teyzesine, veya kendi eşine bağışlasa ve teslim etse artık bu bağışından dönemez, onu geri alamaz. Bağışlayan ile o kendisine bağış yapılan farklı dinlerden olsalar da böyledir. İşte mübârek İslâm dini, akrabalığa bu kadar kıymet ve ehemmiyet vermiştir.

Sıladır mûsıle-i rahmet-i Rab
          Kat’-ı rahm etmek olur bu’de sebeb,            
 (Vehbi)
Sıla-i rahim yapmak, Allâh’ın rahmetine eriştirir.
Akrabayla bağını kesmek ise rahmetten mahrum bırakır.
Hicrî:2 Şevval 1434   •Fazilet Takvim



SILA-İ RAHİM

Akraba ve yakınları ziyaret etme, hallerini ve hatırlarını sorma, gönüllerini alma anlamında bir İslam ahlâkı terimi.
İslam'da insanlar arası ilişkilere önem verildiği gibi özellikle yakınlardan başlayarak anne ve babanın ve sırayla diğer akrabaların ziyaret edilip gözetilmesi prensibi son derece önemlidir.
Halit b. Zeyd (Ebu Eyyüb el-Ensarî) hazretlerinden rivayet edildiğine göre bir adâm Hz. Peygamber'e gelerek: "-Yâ Rasûlallah; beni Cennete sokacak bir ibadet söyler misiniz?" dedi... Rasûlüllah şu cevabı verdi:
"Allah'a ibadet eder ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılar, zekât verir ve sıla-i rahm edersin"
(Buharî, Zekât, 1).

Peygamber Efendimizin bu kadar önemle üzerinde durduğu ve yapıldığı zaman müslümanların Cennete girmelerine sebep olacağını haber verdiği sıla-i rahim; her türlü hayır işlerinde akraba ve yakınların görülüp gözetilmesidir. Gerek âyetlerde, gerek hadislerde, bunun, namaz, zekât gibi farz ibadetlerden hemen sonra zikredilmesi, İslâmdaki önemini göstermektedir. Alimler sıla-i rahimde bulunmanın vacib olduğu görüşündedirler. Bunun, terkedilmesi, yani akraba ve yakınlarla olan ilgisinin kesilmesi, büyük günâh sayılmıştır.

Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ 
"Allah'tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının"
(en-Nisâ, 4/I);
وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الحِسَابِ
"Onlar ki Allah'ın gözetilmesini emrettiği hakları gözetirler (akrabalık bağlarını devam ettirirler ve iyilikte bulunurlar); Rablerine saygı beslerler ve kötü hesaptan korkarlar...";
 وَالَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ اللّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُوْلَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ
Fakat Allah'ın tevhit akidesini kabullendikten sonra onu bozanlar ve Allah'ın bağlanmasını emrettiği bağları koparanlar (akrabalık bağlarını kesenler) ve yeryüzünü fesada verenler var ya; işte bunlar, lânet onlara ve yurdun kötüsü Cehennem de onlara"
(er-Ra'd, 13/21, 25).

Ayet ve hadislerde geçen "rahim" (akraba) sözünün hangi derecede akrabaları içine aldığı hususunda farklı görüşler vardır. Bazılarına göre kendileriyle evlenilmesi haram olanlar; bazılarına göre vârisler akraba sayılır. Bazı âlimler de, mahrem olsun olmasın, kişinin bütün yakınları akraba (rahim) dir demişlerdir. Bu son görüş, toplumsal yardımlaşma bakımından daha kapsamlıdır.

Allah (c.c) ve Peygamberi (s.a.s), akrabanın görülüp gözetilmesini emrettiklerine göre, bunun nâsıl yapılacağını iyi bilmek gerekir.

Sıla-i rahmin birkaç derecesi vardır.
En aşağı derecesi akrabalarımıza karşı tatlı sözlü, güler yüzlü olmak; karşılaştığımızda selâmlaşmayı, hal hâtır sormayı ihmâl etmemek; dâima kendileri hakkında iyi şeyler düşünmek ve hayır dilemektir.

İkinci derece de ziyâretlerine gitmek ve çeşitli konularda yardımlarına koşmaktır. Bunlar daha çok bedenî hizmetlerdir.
Özellikle yaşlıları zaman zaman yoklayarak, yapılacak işleri varsa onları takib etmek kendilerini sevindirecektir.

Sıla-i rahmin üçüncü ve en önemli derecesi akrabalara malî yardım ve destek sağlamaktır.
Bu yardımlar herkesten beklenemez. Hasta ve yatalak bir kişiden akrabasını ziyâret etmesini istemek anlamsızdır. Fakir birisinden de başkalarına mâlî yardımda bulunmasını beklemek de yanlıştır. Yalnız zengin, hali vakti yerinde bir müslümanın, sadece ziyâret ve hal, hatır sormakla bu görevi yerine getirebileceği de söylenemez. Böyle zengin birisi için sıla-i rahim, yoksul akrabalarına elinden geldiğince malî destekte bulunmaktır. Bu destek ödünç para vermekle olabileceği gibi; karşılıksız mâlî yardımlar şeklinde de olabilir.

Şu halde, yakınları görüp gözetmek deyince, yukarıda belirtilen üç derecedeki yardımdan hangisine güç yetiniyorsa, onun yapılması anlaşılmalıdır. Yapabileceği görevi yapmamak müslümanı bu konuda sorumlu kılar. Yukarıdaki âyet-i kerimede, Allah Teâlâ'nın bu görevi yerine getirmeyenlere yönelttiği lânet unutulmamalıdır. Hz. Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur: Her Cuma gecesi insanoğlunun amelleri Allah'a arz olunur: Yalnız sıla-i rahimde bulunmayanların amelleri kabul olunmaz"
(Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 484).

Yine Hz. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
" Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasını görüp gözetsin"
(Buharî, İlim, 37; Müslim, İmam, 74-77).

"Akrabalık, Arş'ta asılıdır. Der ki: "-Beni gözeteni Allah gözetsin; beni terk edeni Allah terk etsin”
(Müslim, Birr ve Sıla, 17);

"Akrabalık bağlarını kesip koparan kimse Cennete giremez"
(Buhari, Edeb, 11);

"Her kim rızkının bol olmasını ve ecelinin gecikmesini istiyorsa akrabasını görüp gözetsin"
(Buhari, Edeb, 12);

"Ey insanlar, birbirinize selâm verin, akrabanızı gözetin, yemeği yedirin!
Geceleyin insanlar uyurken namaz kılın ki selâmetle Cennete giresiniz"
(Tirmizî, Et'ime, 45).

"Yoksula yapılan sadaka bir sadakadır. Bu sadaka akrabaya yapılmışsa iki sadaka demektir. Biri sadaka, diğeri sıla-i rahimdir ki bu da sadaka sayılır"
(Tirmizi, Zekât, 26).

Akrabalarımız, özellikle hala, teyze, amca, dayı, gibi yakınlarımız aileden sayılır. Onları kendi yakınlarımız bilerek davranışlarımızı ayarlamakta büyük faydalar vardır.
Rasûlüllah (s.a.s): "Teyze, anne yerindedir" (Tirmizi, Birr, 5) buyuruyor.

Amca da baba yerindedir.
Bu kadar yakın olan kişilere karşı yerine getirilmesi gereken bazı ahlâkî görevlerin bulunması tabiidir. Bu görevler arasında olan ziyaretlere özel bir yer ayrılmalıdır. 
Yapılan ziyareti iâde etmek de gerekir. Müslümanı ziyarete gelene gitmemek aradaki bağların daha çabuk kopmasına sebep olmaktır.

Ziyaretler akrabalar arasındaki sevgi bağlarını güçlendirir. Dargınlıkları sona erdirir. Sevinç ve üzüntülerin karşılıklı paylaşılmasına, sıkıntılara birlikte çareler aranmasına vesîle olur.
Özellikle yaşlılar toplumda yalnız kalmadıkları, çevrelerinde kendilerini seven, arayıp soran insanların bulunduğu inancı ile son yıllarını huzur ve mutluluk içinde geçirirler.

Sıla-i rahim konusunda dikkat edilecek hususlârdan biri de şudur: İyilik, karşılık bekleyerek yapılmamalı, sadece görüp gözeten yakınlara karşı sıla-i rahimde bulunulmamalı; aksine, unutan, akrabalık bağlarını koparanlara karşı da bu görev yerine getirilmelidir.

Hz. Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor:

"İyiliğe benzeri ile karşılık veren kişi, tam anlamıyla akrabasını görüp gözetmiş olmaz. Hakiki sıla, kişinin kendisi ile ilgiyi kesenleri görüp gözetmesidir"
(Buharî, Edeb, 15).

İyilik her durumda düşünülmeli ve yapılmalıdır.
Yoksul ve güçsüz iken iyilik ve yardımdan söz edip, zengin ve güçlü duruma yükselince başka türlü davranmak, fesâd ve ahlâksızlıktan başka bir şey değildir.

Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:
 فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِن تَوَلَّيْتُمْ أَن تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَتُقَطِّعُوا أَرْحَامَكُمْ
Demek idâreyi ve hâkimiyeti ele alırsanız hemen yer yüzünde fesad çıkaracak, akrabalık bağlarını bile parçalayıp keseceksiniz öyle mi? 
 أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَى أَبْصَارَهُمْ
Onlar öyle kimselerdir ki Allah kendilerini rahmetinden kovmuş da duygularını almış ve gözlerini kör eylemiştir.
(Muhammed, 47/22-23).


7 Ağustos 2013 Çarşamba

MÜSÂFİR ÂDÂBINDAN



Hadîs-i Şerîf:
 “Kul, üç yemekten dolayı hesâba çekilmez: Sahur yemeği, iftar yemeği ve (din) kardeşleri ile yediği yemeklerdir.” 
 (Hadîs-i Şerîf, İhyâu Ulûmiddîn)
Hicrî:1 Şevval 1434   •Fazilet Takvim

DİN KARDEŞİNİ ALLAH İÇİN SEVMEK


Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

“Bir adam, başka bir köyde bulunan bir (din) kardeşini ziyârete gitti. Allâhü Teâlâ, yolu üzerine bir meleği gönderdi. 
Adam onun yanına geldiğinde melek ona:“Nereye gidiyorsun” dedi. 
Adam:
“Şu köyde bir (din) kardeşim var, onu ziyârete gidiyorum.” deyince:

“Peki, gitmende senin için bir menfaat var mı?” deyince,

“Hayır, sadece onu Allâh için sevdiğimden gidiyorum.” dedi. 
Melek ona; 
“Muhakkak ben sana, senin onu sevdiğin gibi Allâhü Teâlâ’nın da seni sevdiğini bildirmek için gönderildim” dedi.


MÜSÂFİR ÂDÂBINDAN

1- Ev sâhibi, müsâfirleri ile berâber kapıya kadar, çıkmalıdır. Bu müsâfire ikrâmdır.

Habeş kralı Necâşî’nin bir heyeti Peygamberimizi ziyârete gelmişti. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) bizzât onlara hizmet etmeye başladı. Bunu gören Ashâb-ı Kirâm:
“Biz varız, siz oturunuz, Yâ Resûlallâh” deyince Efendimiz aleyhisselâm:
“Hayır, asla. Çünkü onlar benim Ashabıma (Habeşistan’da) ikrâm ettiler, ben de bizzat mukâbelede bulunmak isterim.’ buyurdular.

Müsafire tam manasıyla ikram etmek; geldiğinde, sofra başında ve giderken kendisine dâimâ güler yüz göstermek ve hoş sohbette bulunmaktır. Müsafirin asıl arzu ettiği, güler yüz, tatlı dildir.

İmâm Evzâî'ye (r.h.): “Müsafire ikram nedir?” diye sorulduğunda, Evzaî; “Güler yüz ve tatlı dildir.” demiştir.

2- Müsâfir, -kendisine gereği gibi ikram yapılamamış olsa da- gönül hoşluğu ile ve memnuniyetini ifâde ederek ayrılmalıdır. Böyle yapmak, iyi ahlâk ve tevâzuun eseridir.

3- Müsâfir, ev sahibinin müsâadesini almadan çıkmamalı, gönlünü alıncaya kadar oturmalıdır.
Ev sahibine ağırlık vermemek için, üç günden fazla kalmamalıdır. Ev sâhibi samîmi olarak ısrar ederse daha fazla kalınabilir.
Hicrî:1 Şevval 1434   •Fazilet Takvim


"SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ" 

6 Ağustos 2013 Salı

RESÛL-İ EKREM (S.A.V.)’İN ULVÎ HAYÂSI



Hadîs-i Şerîf:
 Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Allâhü Teâlâ, bir kuluna hayır murad ettiği zaman ölmeden önce onu temizler.” buyurdular. ‘Yâ Resûlallâh! Kulun temizlenmesi nasıl olur?, denilince ‘Allâhü Teâlâ ona sâlih bir amel ilhâm eder de o kul o ameli işlerken ruhunu alır.’ buyurdular. 
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr)
Hicrî:29 Ramazan 1434   •Fazilet Takvim


RESÛL-İ EKREM (S.A.V.)’İN ULVÎ HAYÂSI


Seyyidü'l-Mürselîn Efendimiz (s.a.v.) gerek fıtrî ve gerek dinî haya ve edep bakımından da bütün insanlardan üstün yaratılmış idi.
Kendisinde tecellî eden hayânın kemâlinden dolayı hiçbir kimsenin sözünü kesmez, yüzüne uzun uzadıya bakmazdı.

Utanılacak veya çirkin görülecek şeyleri açıkça söylemeyip kinaye yoluyla beyân buyururdu.

Bir kimsenin hoşuna gitmeyen birşey yaptığını işitince “Filan kimse neden öyle yapmış?” demez, “Bazı kimseler neden şöyle yapıyor?” demekle iktifa buyururdu.

Ashâb-ı kiramdan bir zât pek ziyâde hayâlı olduğundan dolayı arkadaşı kendisine sitem etmek istemişler. Resûl-i Ekrem Hazretleri “Onu hâline bırakınız, çünkü hayâ imandandır.” buyurmuşlardır.
Hicrî:29 Ramazan 1434   •Fazilet Takvim



5 Ağustos 2013 Pazartesi

YOLCULUK ÂDÂBI



Hadîs-i Şerîf:
 “Biriniz yolculuğa çıkacağı zaman, din kardeşleriyle (helâlleşip) vedalaşsın. Zira Allâhü Teâlâ, kardeşlerinin duâlarında onun için bereket ihsan eder.” 
(Hadîs-i Şerîf, Feyzu’l-Kadîr)
Hicrî:28 Ramazan 1434   •Fazilet Takvim

YOLCULUK ÂDÂBI


Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) vedâ haccı için Medîne’den Perşembe günü çıktıklarından yolculuğa Perşembe günü çıkmak müstehab olur.

Resûlullâh Efendimiz hicret için Pazartesi günü çıktıklarından Pazartesi günü de yolculuğa çıkmak müstehabdır.

Yola sabahın erken saatlerinde çıkmalıdır.
 Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) “Allâh’ım, sabahın erken vakitlerini ümmetime mübârek kıl” diye duâ etmişlerdir.
Bir yere asker göndereceklerinde de sabahın erken vakitlerinde çıkarırlardı.

Yolculuğa kamerî ayın başında çıkmak daha uygundur.
Bir adam ayın son günlerinde Resûlullâh’a gelip sefere çıkacağını söyleyip vedâ etti.
Resûlullâh Efendimiz: “Elin boş kalıp satışının az olmasını mı istersin? Sabret ki ay girsin. Sonra Perşembe yahud Pazartesi günlerinden birini tercih et. Zira Hz. Allâh ticâretini bereketli, alış verişini kazançlı kılar.” buyurdular.

Yolculuğa çıkmadan önce ve döndükten sonra malından -en az yedi- fakire bir şeyler sadaka vermek müstehabdır. Bunda yol selâmeti vardır. Hadîs-i şerîfde “Sadaka Rabbin gazabını söndürür ve kötü ölümden kurtarır.” buyuruldu.

Herhangi bir hâceti için de sadaka vermek müstehabdır.

Yolculuğa çıkmadan önce evinde iki rek’at namaz kılar.
Hadîs-i şerîfde “Yolculuğa çıkmak isteyen kimse geride kalan âilesine ve çoluk çocuğuna kılacağı iki rek’ât namazdan daha fazîletli hiçbir şey bırakamaz” buyuruldu.
Birinci rek’atte Fatiha’dan sonra Kâfirûn sûresini, ikincide de Fâtiha’dan sonra İhlâs sûresini okur. Selâmdan sonra Âyetü’l-kürsî, Kureyş sûrelerini okumak müstehabdır. Zira hadîs-i şerîfte: “Evinden çıkmadan Âyetü’l-kürsîyi okuyana dönünceye kadar hoşuna gitmeyecek bir şey isâbet etmez.” buyuruldu.
Yola çıkan, Kureyş sûresini okuması ile her türlü kötülüklerden emin olur.
Namazdan sonra ihlâs ve samimiyet ile Allâh’dan yardım ister.
Hicrî:28 Ramazan 1434   •Fazilet Takvim

YOLCULUK ÂDÂBINDAN

Bir kimse yolculuğa çıkarken bilhassa hacca giderken ailesine, akraba ve komşularına, kardeşlerine veda edip onlardan duâ ister. Onlarla helâlleşir. Gücü yettiğince kalblerini hoşnud etmeye çalışır ki duâyı ihlasla yapsınlar. Zira Allâh onların duâsını onun hakkında hayırlı kılar. Müsâfirin hayır ehlinden tavsiye talebi de müstehabdır.
Yolcular, uzun yola çıkanlar geride kalanları Allâh’a emânet eder.
Evinden çıkarken “Bismillâhi tevekkeltü alellâh, lâ havle velâ kuvvete illâ billâh.” (Allâh’ın ismiyle çıkıyorum, Allâh’a tevekkül ettim. İsyandan dönmek ve taatde kuvvet ancak Allâhü Teâlâ iledir.) der.
Mümkün oldukça yanına yoldaş bulmaya ve toplulukla yolculuk etmeye çalışır. Bunda dînî ve dünyevî faydalar vardır.
Bir menzilde durduğunda
رَّبِّ أَنزِلْنِي مُنزَلًا مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ الْمُنزِلِينَ
“Rabbi enzilnî münzelen mübâreken ve ente hayru’l-münzilîn. 
” (Ya Rabbi, beni mübarek bir yere indir ve indirenlerin en hayırlısı sensin.
(Mü’minun, 29) der.
Yolda arkadaşlarıyla gâyet geçimli ve güler yüzlü olur. Başkasına yük olmamaya çalışır. Dâimâ abdestli bulunmaya ve abdestli uyumaya çalışır. Dilinden Allâh’ın zikrini eksik etmez. Yolda her makam ve herhale uygun duâları okur.
Hicrî:13 Zilhıcce 1434   •Fazilet Takvim

4 Ağustos 2013 Pazar

FİTRE



Hadîs-i Şerîf:
 “Sadaka-i fıtır, oruç tutan kimse için boş, faydasız ve çirkin sözlerden dolayı bir temizliktir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ebû Dâvûd)
Hicrî:27 Ramazan 1434   •Fazilet Takvim

SADAKA-İ FITIR (FİTRE)


Sadaka-i fıtır, Ramazan-ı Şerîf'in sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarından başka en az nisâp miktârı (80.18 gr. altın veya ona denk miktarda) bir mala mâlik bulunan her Müslümanın vermesi vâcip olan bir sadakadır.

Zekâtın farz olmasından önce, orucun farz kılındığı sene vâcip olmuştur.
Sadaka-i fıtır, orucun kabulüne, ölüm ânının sıkıntılarından ve kabir azâbından kurtuluşa vesîledir.
Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayram neşesinden onların da istifâde etmelerine bir yardımdır.
Bu cihetle sadaka-i fıtır, insânî bir vazifedir.

Her Müslümanın kendisi ve fakir olan küçük çocuğu için Sadaka-i fıtır; fitre vâciptir.
Büyük çocuğunun ve zengin olan çocuğunun fitresi babasına vâcip değildir.

Sadaka-i fıtır, Ramazan Bayramı'nın birinci günü fecr-i sâdıkın doğuşundan (sabah namazı vaktinin girmesinden) itibâren vâcip olur.
Fakat fakirler, bununla bayram namazından evvel noksanlarını tedârik edebilsinler diye önce de verilebilir.

Sadaka-i fıtır (fitre), Ramazan Bayramı'nın birinci günü fecrin doğuşuyla vâcip olduğundan fecirden önce çocuk dünyaya gelse onun için de sadaka-i fıtır vâcip olur. Şâyet fecirden sonra doğarsa bir şey lâzım gelmez.

Bir kimse, büyük evlâdının fitrelerini onların izinleriyle verebilir.
Kendi âilesi, idâresinde bulunduğu takdirde -âdeten izin bulunduğundan- izinleri olmaksızın vermesi de kâfidir.

Bir kimse kendi fitresini, fakir olan eşine, babasına veya oğluna veremez.

Fitreyi bayram namazından sonraya bırakmak mekruhtur.
Müstehap olan, namazdan evvel verilmesidir.

Çünkü Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) “Bayram namazından sonra verilen fıtra, diğer (nâfile) sadakalardan bir sadakadır.
Lâkin bayram namazından evvel verilen fıtra, Allâhü Teâlâ’nın indinde makbûl olan bir sadakadır.”  buyurmuşlardır.
Hicrî:27 Ramazan 1434   •Fazilet Takvim